Bahçeli MHP'ye ve Türk Milletine Kesin Bir İhanet İçerisindedir! Ya Kılıçdaroğlu....
Milliyetçi Hareket Partisi son zamanlarda bir kongre sürecine doğru sürüklenmeye çalışılıyor. Sayın Bahçeli bir taraftan adayların Koray Aydın hariç tümünü hainlikle ya da sarayın, cemaatin adamı olmakla suçluyor; diğer taraftan imza toplamalarına müsade ediyor. Enteresandır ki imza toplayanlardan birisi üstelik partiye üye dahi değil. Mahkeme kararına rağmen sokağından geçemez dedi MHP Genel Merkezi malumunuz, yani üyeliğini kabul etmedi. Yani Bahçeli bilerek ve isteyerek Bahçeli mağduru pozlarına girmesini sağlıyor Sinan Oğan'ın. Ama diğer taraftan partinin kapısından sokulmayacak derecede ihanet içinde bulunduğunu iddia ettiği ve ihraç edip geride kabul etmediği birisinin, Büyük Kongre Delegelerinden imza toplamasına göz yumuyor.
İmza veren hemen her büyük kongre delegesi partisine Genel Başkan olması için imza verdiği kişinin, başka bir partiye Genel Başkan olması durumunda O'nun partisine geçebilecek bir ruh haline bürünür. Bu ruh halini yaşatamayan kimseye zaten Genel Başkan ol diye imza vermez koskoca partinin koca koca büyük kongre delegeleri. Kaldı ki Devlet Bahçeli esnek davranmasa ve göz yummasa, hepsi toplansa 150 imza toplayamaz sizde takdir edersiniz. Yani MHP'nin hiyerarşik yapısı az çok MHP'yi tanıyanların malumudur. O halde Sinan Oğan'a "gir bahçeme dilediğin kadar ülkücüyü şimdi avla, ileride kurulacak partiye ya da AKP'ye, Bahçeli mağduru bir ülkücü vasfı ile geçerken onları da götürebilirsin" mi demiştir Sayın Bahçeli? Yani Sinan Oğan dağılma sürecine soktuğu MHP tabanına ortak mı edilmiştir? Kendisinin propagandasını MHP tabanına yapmasına ve ismini Türk Milleti'ne ezberletmesine izin veriliyor anlamına gelmiyor mu yani bu olup biten? Yine Meral Akşener meselesine gelelim; Sayın Bahçeli daha önce iki kez cemaatin MHP'ye sızmaya çalıştığını ve kendisinin buna müsaade etmediğini duyurmuştu geçmişte. Gariptir bu açıklamalardan birisini yaptığı sırada yanındaki Genel Başkan Yardımcısının biri Gülen hayranı olduğu ve cemaate yakınlığı herkesin malumu olan Celal Adan idi, diğeri ise yine şimdi cemaatle bereber olmakla suçladığı Meral Akşener'di. Yine bu açıklamalarından bir dönem sonra Sayın Bahçeli, kendini yalanlarcasına, Uşak'a Durmuş Yılmaz'ı gönderivermişti. Durmuş Yılmaz'ın cemaatle bağını sağır sultan bile duymuşken ve cemaatin MHP'ye sızmaya çalıştığı bilinip dururken, Bahçeli'nin bu kararına asla hata deyip geçemezsiniz.
Durmuş Yılmaz'ın CFR Üyesi olduğu gerçeğini haberleştirmemizin ardından Durmuş Yılmaz; CFR'ye Devlet görevlisi olarak Abdullah Gül'ün emri ile gittiğini sağda solda konuşmuş ve CFR Yöneticisi olduğunu da doğrulamıştı. Hatırlayacağınız üzere geçtiğimiz günlerde Uşak Haber Merkezi editörü Ferhat Karaturp'un hazrlayıp sunduğu Gündeme Dair programına konuk olan Merkez İlçe Başkanı Muhterem Kuruçay'da bu konuyu bizzat dillendirmişti ve oda aynı sözlerle Durmuş Yılmaz'ı savunmuştu. Yani Durmuş Yılmaz'ın CFR Yöneticisi olduğunu inkar etmediği yada yalanlamadığı gibi Abdullah Gül'ün emri ile Devlet görevlisi olarak gittiğini Gündeme Dair'de dile getirmişti.
Öncelikle belirteyim ki biz Türk'üz bu devlette neticede bir Türk Devletidir ve adı Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Bizim yani Türk'lerin Devleti; asla CFR gibi eli kanlı terör örgütlerini besledeği ve her zaman Türkiye'nin, Türk'ün ve Türklüğün karşısında projeler ürettiği iddia edilen Yahudi-Masonik bir teşkilata yönetici vermez. Asla yetiştirdiği kişileri ihanet masası etrafında oturtmaz. Hatta Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin istihbarat edinme yöntemleri ve ajanlık faaliyetleri bile dünya milletlerininkine hiç benzemez. Mesela bizim devletimiz asla bir Devlet görevlisini terör örgütü içerisine yerleştirip terörist gibi davranmasına müsade etmez. İstihbarat için bile bu tür durumlara uzun süreli müsade vermez. 5000 Yıllık Devlet geleneğimiz, Devletin makamlarında bulunan Devlet adamlarını bu tür resmi görevler verebilmekten ya da alabilmekten men eder. Bu tür manipülasyonlar toplumda sık sık yapılıyor malumunuz; kendine derin devlet süsü verenler yüzünden de halk arasında buna inanılıyor. Tabi ki son dönemlerde diziler aracılığı ile yapılan manipülasyonların ve algı operasyonlarının katkısını da unutmamak gerekir. Oysa bizim Devletimiz zannedildiği gibi arkadaş görünüp, gelip senden aldığı sırrını Devlet görevlisine ifşa eden insan yetiştirmez. Böyle bilgiye de kolay tevessül bile etmez taki şikayete dönüşünceye değin. Hülasası bizim Devletimiz hain yada kalleş yetiştirme üzerine kurgulanmış bir devlet değildir. Tam tersine bütün Türk Devletleri Kahraman yetiştirme üzerine kurmuştur sistemini. Elbette ki Devletin yetiştirdiği herkes kahraman olmaz, olamaz. Hatta hain bile olabilir. Ama emin olun ihaneti O'na Türk Devleti öğretmemiştir, öğretemez. Öğretiyorsa Devlet Memuru üstünü dinlememe hakkına sahiptir. Son yıllarda her işin çivisinin çıktığı gibi bu işin de çivisi çıktı ve Devlet, terör örgütleri ile yan yana anılır oldu, Devlet terör örgütleri ile masaya oturtuldu ve daha bir çok Devlet teammülü yerle bir edildi. Tıpkı Milliyetçiliğin ayaklar altına alındığı gibi o ayrı konu. Lakin emin olun Terör örgütleri ile masaya oturan Devlet adına değil sadece kendi adına oturmuştur. Bildiğiniz üzere bir dönem kendine sık sık derin devlet süsü veren polis memur ya da amirleri ve işadamları tanıyorduk bir zamanlar. Daha sonra hepsinin de adı paralel terör örgütü operasyonuna karıştı. Kimi önce sürgüne gönderildi paralel olduğu gerekçesi ile ardından da emekliye sevk edildi, kimini tenzili rütbe yaptırdılar, kimisi kendisini Doğu illerinde buldu, kimisi de cezaevinde şimdi. Demek ki Uşak'ta kendine Derin Devlet elemanı süsü veren Devlet Memurları ya da işadamları vs. Derin Devlet falan değiller tam tersine sahtekarlarmış. Demem şu ki; Türk'ler asla kalleşlerin ne yaptığını öğrenmek için bile, kalleşlerin arasına girip, onlardan görünmezler. Hiç bir Devlet görevlisi de Devlet adına bile kanunların dışına çıkamaz. Bu hususta uyarıya ihtiyaç duyduğum için biraz abartıp konuyu saptırdım özür dilerim. Türk'ler 5000 yıllık bir millet değildir elbet çok daha eskidir. Lakin bilinen 5000 yıllık Devlet geleneğimizde vardır ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'te Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurarken bu 5000 yıllık geleneğe uyarak, Türk'ün inancına, kültürüne, medeniyetine uygun bir Devlet inşa etmiştir. Türk'ün özgürlüğüne düşkün bir Millet olduğunu bildiği için de Tam Bağımsız bir Devleti tercih etmiş bu uğurda cansiperane her alanda savaş vermiştir. Devlet adabını öğretmeye kalkacak kadar hadsiz değilim ama Durmuş Yılmaz'ın kendisini, Devlet görevlisi olarak CFR'ye gittim şeklinde savunduğunu duyunca bunları söylemem icab ediyordu. Gelelim konumuza, Devlet görevlisi olarak gitmesi mümkün olmadığına göre Durmuş Bey, yine kendisinin ifadesine göre Abdullah Gül'ün emri ile CFR'de Yönetim Kurulu üyeliği görevini üstlenmiş. Düşünün bir kere Cumhurbaşkanı'ndan emir almaya alışmış bir insan olsanız, hiç Sayın Bahçeli'den emir alır mısınız? Alırsanız da bu yaşadığınızın adı en kibar dille tenzili rütbe olur. Yani demem o ki anlaşılan Durmuş Bey'e 70 yaşından sonra Milletvekilliğine de aday ol emri Abdulah Gül tarafından verilmiş.Sayın Bahçeli, Durmuş Bey'in; Abdulah Gül'le bağından dolayı riskli bir isim olduğunu bilmiyor mudur peki? Ya da sizce Sayın Bahçeli, Durmuş Bey'in Yahudi-Masonik bir teşkilatta Yönetim kurulu üyesi olduğundan haberdar edilmemiş olabilir mi? Soruların cevabı az aklını kullanabilen herkes için aynı. Elbette ki Sayın Bahçeli, Durmuş Bey'le ilgili bu halkın arıza ile bakabileceği durumlardan haberdarmıştır.
Hatırlarsanız bir ara Durmuş Yılmaz 5. Partinin adayı olarak mı buraya gönderildi başlıklı bir makale kaleme almıştık. O zaman Sayın Bahçeli 5. Partinin oluşturulmak istendiğinden falan bahsetmişti de bizde böyle bir teoride bulunmuştuk. O zaman bize yok artık abarttınız! diyenler bu gün haklısınız demeye başladılar. Bu durumu çok uzun zamandır sık sık yaşadığım yadsımıyorum ve beni anlamakta güçlük çekerek eleştirenleri de gayet iyi anlıyorum. Ben bunu 99'da seçimlerden çok önce ANASOL-M kurulacak millet dediğimde ya da Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz sahtekar ve tasavvufla savaş açabilmek için uydurulan mizansenleri oynayan tiyatorcular dediğimde yaşadım. Ben bunu Gülen'in aleyhinde daha hiç kimseler eleştirmezken yazılar yazmaya başladığım zaman ve çok sürmez herkes görecek gerçek yüzünü dediğim süreçte yaşamıştım. Yine ben bunu geçtiğimiz yıl MHP'yi dağıtacaklar önümüzdeki sene ve AKP'ye yönelmesini sağlayacaklar dediğimde yaşamıştım, vs. daha çok örnekler olduğu tüm takipçilerimin malumudur. Dolayısı ile anlama kaabiliyetleri gelişmeyenlerin, beni uçmakla suçlamış olmalarını yadsımıyorum. Yani bu sözü daha önce de söyleyenler oldu ama nihayetinde büyük çoğunlukla uçtuğumu söyleyenler haklıymışsın demek zorunda kaldı. Öngörülerimde haklılığım sonradan yaşananlarla ortaya çıkmış oldu. Yani çoğunlukla öngörülerim tutmuştu. Zira öngörülerimi kesin ve sağlam bilgilere dayandırırım hep. Birde öngörülerimi veya tezimi savunurken anlatamadığım bilgiler, paylaşamadığım veriler de olabiliyor. Tabi ki birde tarihsel perspektifinden gösteremezsem arzetmek istediğim konuyu, anlaşılamayabiliyorum. Her zeka kaldıramayabiliyor ya da bir başka deyişle. Ama insanların içindeyim; sokakta, pazar yerinde vs. tesadüf ettiğim insanlardan edindiğim intiba şu ki; beni anlayamayanlar ya da anlamakta güçlük çekenler veya uçtuğumu söyleyenler sadece medya ve politika dünyasındaki üç beş kişiden ibaret. Yani okuyucularımdan aldığım dönüşler gayet olumlu. Kaldı ki bu yazılarımızın ya da söyleşilerimizin onbinler tarafından takip ediliyor olmasından da belli. Demek ki bu tür lakırdılar, ortaya koyduğum hakikatler işine gelmeyenlerin uydurduğu kaçamaklardan ibaret.
Gelelim tekrar konumuza, şimdi görülüyor ki Durmuş Yılmaz seçilseymiş kesin o partiye gidecekmiş. Cemaat iki kez partiye taaruz etti izin vermedi Bahçeli, burayı doğru kabul edelim. Ancak bu son hamle de Bahçeli'nin cemaate MHP'nin kapıları ardına kadar açarak, danışıklı bir dövüş sergileyerek MHP'yi dağılma parçalanma sürecine soktuğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Cemaat ya da AKP'nin koparabildiği kadar oyu MHP'den koparmasına göz yummak dışında ne ile izah edebilirsiniz ki bu olan biteni. Düşünün bir kere Genel Başkan Bahçeli'nin aleyhinde paylaşım sitelerinde yazıp çizebilen, hatta dost meclislerinde ağır hakaret edip dalga geçebilen İl Genel Meclis Üyesi'ni partiden ihraç etmiyor. Aynı Bahçeli İl Başkanı'nı eleştirdi diye Ülkücü camianın sevilen isimlerinden ve aday olduğu seçimlerde partisinin oyunu azımsanmayacak derecede artıran eski il başkanı Alpay Özgür'ü gözünü kırpmadan ihraç edebilecek kadar, bazı illerde partinin kapısına kilit astırabilecek kadar despotça davranışlar da sergileyebiliyor malumunuz. Yani biz Bu Bahçeli'den demokratik tahammül bekleyemeyiz, hele parti içi demokrasiyi asla bekleyemeyiz dediğinizi adeta duyar gibiyim. Düşünün ki MHP Uşak İl Başkanı, Genel Başkan'a hakaret edenlerle pozlar verip Facebook'unda paylaşıyor, aynı İl Başkanı'nın Nakşibendi şeyhiyle ismi anılıyor.
Aynı İl Başkanı Büyük Kongre yapılsın diye muhalif adaylara imza veriyor, yetmiyor diğer kongre delegelerini de ayartıp Onlarında imzasını vermesini sağlıyor. MHP'ye ne giren kalmış Uşak'ta ne de çıkan. Partinin oyu zaten nerdeyse yarı yarıya düşmüş ve bu il başkanını yani Ali Kurt'u Sayın Bahçeli hala görevde tutuyor. MHP Genel Başkan Yardımcısı Şefkat Çetin, İl Başkanı'nın tam da imza verdiği iddialarının yazılıp çizildiği süreçte aynı İl Başkanı'nın yanına ziyarete gelip birlikte samimi pozlar veriyor. Aynı Ali Kurt, Kadın Kolları Başkanına varıncaya değin çağırıyor Şefkat Çetin'le görüşmeye de Bahçeli'ye sadakatta ısrar eden tek kongre delegesi olma ünvanını da taşıyan Merkez İlçe Başkanı Muhterem Kuruçay'ı çağırmayı unutuyor. Kaldı ki Şefkat Çetin de Merkez İlçe Başkanı neden yok? sorusunu irdelemiyor bile. Hoş zaten gelirken kendisinin Merkez İlçe Başkanı'nı araması gerekmez miydi? Bu soruda ayrıca cevap beklemektedir. Ama bu sorunun iki muhatabı var; Birisi Şefkat Çetin diğeri ise Muhterem Kuruçay. Şefkat Çetin acaba Ali Kurt'a doğru yoldasın korkma telkininde bulunmak amaçlı mı geldi Uşak'a? Zira kulağını çekmeye gelmediği aşikar. Çünkü Ali Kurt'un tavrı Şefkat Bey'in gelmesiyle birlikte değişmezken daha da cüretkar şekilde Genel Başkan Bahçeli aleyhinde faaliyetlerde bulunabildi. Her neyse akıllardaki Bahçeli ve MHP'de olup bitenle ilgili sorular bunlarla sınırlı değil.
Devam edelim MHP Genel Merkezi'ndeki son bir kaç yıl içerisindeki gelişmeleri takip edenler ve kulis bilgilerine vakıf olanlar da bu söylediklerimi çok net bir şekilde görebilmektedir. Kaldı ki geçtiğimiz aylarda Tayyip Erdoğan ve AKP'yi IŞİD bağlantısını ispat eder nitelikli elinde görüntüler olduğunu söyleyerek önce tehdit eden, gerekirse açıklarım diyerek işi adeta politik şantaja döken Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş'te bir sonraki hamlede çok sayıda MHP oyunun ya da MHP'linin AKP'ye devşirileceğini bildiği için kanatimce öncü olarak gitmiştir. Tuğrul Bey'in hareketin tartışmasız ve ölümsüz lideri Alparslan Türkeş'in oğlu olmuş olması da elbette bu mizanseni kuranların işine gelen bir durumdu. Ülkü Ocakları'nı kapanma noktasına getirilmekle suçlanan ve uzun zamandır Ocaklara karşı tavrı ile tepkileri üzerine toplayan Bahçeli, ne hikmetse son günlerde AKP İle birlikte Ülkü Ocakları Genel Merkezinde oluşan Suriye'li Türkmen sevgisine ve muhabbetine göz yumuyor ve Ocakların Türkmenlerle ilgili faaliyetlerini destekliyor. Suriye'de gerçekten Türkmen var mı? Ya da Türkmen mağduriyeti söz konusu mu? Bu ayrı bir tarışma konusu ve fakat Dünya Türkleri ile ilgili hiç bir çalışması olmamakla eleştirilen Bahçeli'nin Suriye'li Türkmenlere birdenbire peydah olan aşkı da çok açıktır ki, AKP'nin işine gelmektedir. PKK ve Kürt Düşmanlığı üzerinden söylemler üreterek Milliyetçi kesimin oylarını devşirmeye çalışan Tayyip Erdoğan'a yardım ederecesine bir propaganda izlediğini de çok rahat söyleyebiliriz. Tabi ki bu sırada bazı ülkücüler Devlet dairelerinde görevlendirilecek, bazı ülkücülere Belediyelerden vs rant sağlanacak. Böylece ülkücülere AKP sıcak gösterilecek. Tıpkı Dişi Bozkurt Meral Akşener ve etrafındakilerin şahsında 5. Partinin şirin gösteirlmesi gibi. Ülkücülerin başka istenmeyen bir parti çatısı altında toplanma riskini önlemek için çevriliyor bu tiyatrolar. Çünkü AKP'nin korktuğu iki kadro var birisi Ülkücüler... Elbette buraya kadar söylediklerimde şu çelişkiyi sezinleyebilirsiniz; Bu Bahçeli Paralelcilere mi açtı MHP'nin kapısını yoksa AKP'ye mi? Yanıt veriyorum her ikisine de yaranmaya çalışıyor. Yani "ben karışmam, işte meydan işte seçmen, cemaat ve saray olarak sizi eşit şekilde MHP tabanına yakınlaştırırım. Biriniz Meral Akşener'i kullanarak yeni partiye devşirin MHP Oylarını, Saray ise Sinan Oğan'ı kullanarak oyların AKP'ye gitmesini sağlasın" demektedir kanaatimce.
Yazımın uzadığının elbette ki farkındayım. Ama takdir edersiniz ki ortaya koyduğum tez kolay izah edilebilir bir tez değil, ayrıca yenilir yutulur bir iddia da değil. Elbette ki tezimi güçlendiren delillerim ya da verebileceğim bilgiler bunlarla sınırlı değil. Ama bu bilgilerin pek çoğuna siz okuyucularımız zaten sahipsiniz. Seçim dönemi ip atmasından tutun da seçime iki gün kala kırdığı potlara varıncaya değin, ne vakit Mecliste AKP zor durumda kalsa verdiği destekten tutun da Ekmeleddin İhsanoğlu başta olmak üzere pek çok paralelcilerle ismi anılan kişiyi MHP'den aday yapmasına varıncaya değin pek çok örnek var bu tezimi ispat için verilebilecek. Demek ki Bahçeli MHP'ye ihanet etmektedir. Böylesi bir ihaneti aynı zamanda Millete ihanet olarakta görebiliriz pekala. Ama Arif olan anlar ve benim okuyucumun geneli ariftir; ben bu güne dek yazdığım yazılara gelen yorumlarda bunu farketmişimdir. Bir sonraki yazımda sizlere Kemal Kılıçdaoğlu ve ekibinin de CHP'de bunun benzeri bir operasyon yaptığına değineceğim. Bu iki yazıyı okuyup taşları yerine koyduğunuzda göreceksiniz ki Türk siyaseti tam bir işgal altındadır. Peki ne yapmalıyız? Bu durumda bunun da cevabını ilerleyen günlerde irdeleyebiliriz. CHP ve AKP'de olan biteni bir sonraki yazımızda irdelemek ümidi ile Esenkalın. Yazının uzunluğu için affedin ama değdi dediğinizi işitir gibi olduğum için rahatlıyorum.

celal adan deri̇n girtlaktir . meral aksener i̇n i̇se cemaatla hi̇çbi̇r i̇li̇şki̇si̇ yoktur.

yazı çok güzel bir mantığa oturtulmuş ve bence de meral cemaat adına sinan da akp adına mhp tabanını avlamak üzere kurgulanıp sahaya sürülmüş isimler yazıklar olsun.

karay aydın yılalrdır mhp içindedir; hiç bir grubun değil dogrudan ülşkücülerin adamıdır.
sinan ogan; mhp nin paralayan yıldızıdır genclik yılalrından beri milliyetçi cizgidedir.
meral aksebner ; mhp ye geri gelelei 14 sene olmusutur. akp den bbakanlık teklifinidahi eliyle itmiştir. siyaset hayatında dogruyoldaki bakanlık dönemi dahil ülkücüler ve türk milliyetçileri için bir basarı cizgisi ve yuz akıdır.
devlet bahceli; hareketin 18 senedir genel baskanıdır. emegi yadsınamaz, genclik yılalrından beri hareketin devlet agabeyidir. ancak yaslı, hasta ve yorgundur.
hepsi ülkücüler için degerlidir. herbiri dogrudan türk milliyetçiliğine baglıdır. bahsettiğiniz yargıdan üç günde filan dönmeiştir sinan bey hala adam gibi hukukcular vardır. hangi avukatlar ilgilendi bakarsınız arar sorarsızn. meral ahnım ve koray bey her daim bu konualrı acıkalmasılardır hiç bir yere baglı olmadıklarını. ayrıca bahsettiğiniz yerelrin türk milliyetçiliğine alerjisi vardır.

asagıda sahsıma sallayan ikiyuzlu herif beni tanımadıgın belli ben 1. parelel den evi işyerleri surekli aranan, 2010 referandumunda fetullah gülenen ve parelele haddinizi bilin dediğim ve ertesi gün parelelci emniyet ve yargı mensupları var dedi diye tüm kurumlar tarafından taciz edilip bir sürü cezalarala yuz yzue gelip birde basın mahkemesinde yargılanmıs biriyim. arkasından da malum belediye operasyonuna bundan ve bu durusmdan dolayı dahil edildim. simdi gerizekalı dünyada herkes olurda bunu bana dedinmi herkes dost düşman kıcıyla güler. hadi ordan .. bana sahsıma özelden gizliden gancıkca sallayan korkaklar adını yazsın. iftira, yalan dolan ancak saklı gizli yapılır.

yine nokta atışı tespitler ve farklı bakış açıları ile zihin açan bir yazı ve yeni bir çavuşoğlu klasiği tebrik ederim kardeşim eline yüreğine zihnine bilgine kalemine sağlık.

yine nokta atışı tespitler ve farklı bakış açıları ile zihin açan bir yazı ve yeni bir çavuşoğlu klasiği tebrik ederim kardeşim eline yüreğine zihnine bilgine kalemine sağlık.

ben 5 senedir diyorum devlet bahçeli ihanet içerisindedir diye olanları gaflet delaletle açıklamamız mümkün degil.yerele bakarsakta yarı menzilci yarı fetullahçı yarı menfatçi her neyse ya ne zaman bu tip haberler okusam midem bulanıyor bu olan bitenden
abd başkanlık seçimlerini hillary clinton kazanacak olursa ülkemi̇zde si̇yasi̇ manzara ve aktörler deği̇şi̇r.
erken seçi̇m.mhp ni̇n parlatilmasi akp i̇çi̇nde tasfi̇yeler,5. parti̇,fettullah eki̇bi̇ni̇n yeni̇den güç kazanmasi gi̇bi̇ şeyler olasiliği artar