Vedat Orhan'ın "FETÖ soruşturmasının Uşak'ta ve Türkiye genelinde nasıl ilerlediğine" dair sorduğu soruya Nurullah Çavuşoğlu'nun verdiği cevaplar ve yaptığı değelendirmelerle başlayan röportajın satır başları şöyle:
İlk olarak kendilerinin gazetesi olan ve Uşak'ta günlük olarak çıkarılan ve yayın politikasının temelinde Fetullahçı yapıyla mücadele olan Son Nokta Gazetesi'nin haksız bir şekilde kapatıldığı ve 9 aydır kapalı kaldığı; gazetenin 600 bin TL civarındaki değerinin yanısıra aylık 20 bin liraya yakın gelire de engel olunarak çalışanların ekmeğine dokunulduğu herkesin malumu. Bununla birlikte ebe, hemşire, gardiyan, hizmetli gözaltına alınıyor, tutuklanıyor ama halen siyasi ayağa uzanılmış değil. Aynı zamanda Uşak Belediyesi'nde bir müdür devlet tarafından FETÖ'cü olduğu gerekçesiyle ihraç edililiyor ama belediye başkanının bu şahsı halen yanında tuttuğu, çalışmaya devam ettiği yazılıp çiziliyor ve fotoğraflar veriliyor.
Ayrıca şunu da belirtmek gerkiyor ki; Son Nokta Gazetesi kapatılıp İmtiyaz Sahibi arkadaşımız Mehmet Ali Kandilli gözaltına alınıp serbest bırakıldığı süreçte, soruşturmayı yürüten savcıdan konuyla ilgili aldığımız bilgide, "telefon ve bilgisayarların incelenmesinin ardından akıbetinin belli olacağını" öğrenmiştik ve geçtiğimiz haftalarda da telefon ve bilgisyarlar teslim edildi. Yani görünen o ki hukuki aşamalar tamamlanmış. Halen henüz gazetenin, zaten hiç şüphe barındırmayan gazetemizin bir kez daha aklanmış olmasının ardından, yeniden açılması yönünde bir kararname ya da bir girişim de görülmedi.
Ayrıca şunu da belirtmek gerkiyor ki; Son Nokta Gazetesi kapatılıp İmtiyaz Sahibi arkadaşımız Mehmet Ali Kandilli gözaltına alınıp serbest bırakıldığı süreçte, soruşturmayı yürüten savcıdan konuyla ilgili aldığımız bilgide, "telefon ve bilgisayarların incelenmesinin ardından akıbetinin belli olacağını" öğrenmiştik ve geçtiğimiz haftalarda da telefon ve bilgisyarlar teslim edildi. Yani görünen o ki hukuki aşamalar tamamlanmış. Halen henüz gazetenin, zaten hiç şüphe barındırmayan gazetemizin bir kez daha aklanmış olmasının ardından, yeniden açılması yönünde bir kararname ya da bir girişim de görülmedi.
Bu tür gelişmelerle insanların FETÖ soruşturmasına olan inancı zedelenebiliyor. Belki de bir tuzağa düşüyoruz. Halen temizlenememiş kişiler yüzünden yapılan bu tür ve yapılması gerektiği halde yapılamayan yetki sahiplerinin olması nedeniyle; FETÖ soruşturması sulandırılıyor olabilir. Ama her ne olursa olsun soruşturmaya olan inancımızı kaybetmemeliyiz, adaletin er ya da geç tecelli edeceğine inanmalıyız. Bu yapılanmayla mücadele edilecek tek yolumuz hukuktur.
Çavuşoğlu, refeandum sürecinde evet cephesinde yer alan Ak Parti ve MHP ile hayır cephesinin en önemli partisi olan CHP'nin, referandumdan sonraki gelişmelerini de değerlendirdi.
Öncelikle şunu bilmek gerekir ki, referandumda insaların neye hayır ve neye evet dediğini bilemiyoruz. Her ne kadar seçim sistem değişikliği için de olsa, örneğin; Kuyucak Köyü'nde referandum bitiyor, oylar sayılıyor, 1 oy farkla evet çıkıyor, evet diyen köy halkı hayır dyenlere sitem ediyor "evet farklı çıksaydı Belediye camimize taş yardımı yapacaktı" şeklinde.. Başka köyde, başka mahallede farklı bir şey. Sonuçta, evet diyenler "sistem değişikliğine evet dedi" demek abestir. Milletin bu konuda ne dediğine emin olmak için tekrar sorulmalı. Referandum yenilenmeli demiyorum ama mesela, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yeni seçilecek cumhurbaşkanının hangi sistemle devam edilmesi gerekitğini kendi programına koyarak millete anlatırsa, milletin o gün seçtiği cumhurbaşkanı aynı zamanda tercih ettiği sistemi de belirleyebilir.
Cumhuriyet Halk Partisi'ne gelince; parti içinde fikir ayrılığına düşenler olması normaldir, parti içi demokrasi var sonuçta. Ama en ciddi fikir ayrılığının Cumhurbaşkanının yargılanması-yargılanmaması ikilemine düşenler arasında gibi görünüyor. Bir kere şunu bilmek gerekir ki; bir cumhurbaşkanını yargılamak o kadar kolay değildir. 80 milyon içindeki tek kişi, tek makam sahibi, devletin en tepesinde yer alan ve zor görevler zor kararlar alan bir makam, görev. Bütün bu detayları bilmeden ve bir cumhurbaşkanı bakışıyla düşünemeden "hadi yargılayalım" demek olmaz.
Cumhurbaşkanı yargılanacaksa bile, siyasetçinin bileceği ya da belirleyeceği, hesap soracağı bir şey olmamalı. Bunu kendimizde had olarak görmemeliyiz. Yanlışları, eksikleri eleştirilebilir siyasetçi tarafından ama yargılanması gerekecek bir husus varsa, bunu devlet mekanizması içine ve hukuka bırakmak gerekir.
Son olarak da, hem Cumhuriyet Halk Partisi olarak hem de tüm millet ve devletce aklın yolunda birleşmeyi seçmemiz lazım.
Röportajın tamamını buradan izleyebilirsiniz:
fetöcü başgan zafer gün sivaslı ilcesi tatar beldesinde belediyeye hem damadını hemde yeğenini aldı.damadı fetü okullarında aşcılık yapıyordu. kızı fetönün okullarına git... yorumun devamı.