Örneğin Gülen Cemaati; CHP içerisindeki bu gruba yakınlığı ile bilinen malum isimler tarafından Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na pazarlanıp şirin gösterilir ve maddi manevi imkanlarının çokluğundan halkın algısını değiştirme yönündeki maharetlerinden, ayak oyunlarındaki ve kumpas kurmaktaki ustalıklarından, her çevreye yerleştirdikleri adamları aracılığı ile dillendirdikleri iftira ya da yalanlara halkı inandırabilme kabiliyetlerinden, anket şirketlerinden, TV ve gazetelerinden ve ayrıca cemaatin 1 milyona yaklaşan sayısından bahisle, cemaatin tüm bu desteğe karşılık tek şey istediklerini söylerler. Nedir o? Uşak’ta yerel seçimlerde ön seçim yapılmaması, ayrıca da; Genel Merkez tarafından belirlenecek Belediye Başkanı adayının cemaate sorularak belirlenmesi.
Düşünsenize bütün Türkiye’de çok iyi örgütlenmiş; yaklaşık olarak 100’de 3 oyu direkt olarak tahakkümü altına almış, (1 Milyon olduklarını kabul edersek oyları buraya tekabül eder yaklaşık) televizyonları, gazeteleri bulunan, üstelik dış bağlantıları çok kuvvetli bir cemaat, bir partiye destek olma şartı olarak, sadece Uşak’ın kendilerine verilmesini istiyor. Nitekim 2014 yılı Mart seçimlerinde CHP’den Ali Erdoğan’ı aday yapmasını isteyenin bizzat Fetullah Gülen olduğunu hepimiz pekala bilmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere halen Ali Erdoğan gibi FETÖ’cülükten tutuklu bulunan ve adı darbeci hakim diye manşetlere taşınan Hakim Mustafa Başer’in; Ali Erdoğan için Fethullah Gülen ile CHP’deki yetkililer arasında arabuluculuk ettiği ve bizzat Fethullah Gülen’in ağzından Ali Erdoğan’ın CHP’den Belediye Başkanı adayı yapılmasını istediğini, kendisinin haber olarak başka adreslere aktardığını, kendisi itiraf etmiş ve bu konular ulusal medyanın da gündemine gelmişti. Yani Uşak ne kadar önemliymiş ki; bütün Türkiye’de hatta dünyada kurumsal kimliği olan Paralel Devlet kurabilecek, hatta darbe yapabilecek büyüklüğe ve güce erişmiş bir cemaat ile koskoca ana muhalefet partisinin pazarlığına, 81 ilden sadece birisi olan ve küçük bir şehir olan Uşak girmiş. Zaten öteden beri cemaatin, Uşak’ı ne kadar önemsediğini biliriz. Hazim Sesli öyle zannedildiği gibi başarılı bir işadamı da değildi. En azından hakkında yaptığım araştırmalarımdan edindiğim bilgiye göre durum böyle. Aslında defalarca batmış; bebek bezi işine girmiş batırmış, yurt dışına fabrika kurmuş batırmış, enerji işine girmiş batmış, ama cemaat her seferinde kendisini kollamış ve tekrar toparlamasını sağlamış. Neden dersiniz? Çünkü Uşak çok önemli ve Hazim Sesli cemaatin Uşak’taki bayraklaşmış isimlerinden bir tanesiydi ve karizması çizilmemeliydi. O kadar ileri gidilmiş ve Sesli’nin eline öyle imkanlar verilmiş ki; Telekom’dan Tarım'a, Orman’dan, İşkur’a, Hastane'den Belediye'ye, her yere sadece Hazim Sesli referansı olanlar işe yerleşebilmiş. Düşünsenize Sesli’ye verilen olanakların beşte biri size verilse ve siz bu kadar güçlendirilip cesaretlendirilseniz, acaba şimdi ne kadar zengin ve güçlü olurdunuz? Ama aynı Sesli şimdi, mal varlığına el kondu deniyor ama önemli kaynaklardan edindiğim bilgiye göre fabrikasının borçlarını, bütün mülklerini satsa ödeyemeyecek durumdaymış. Düşünsenize Mustafa Kuvvet, damadının arabasını icradan satın almış. O kadar da zor durumdalar yani demek ki beceriksizmiş. Elbette bu söylediklerim Ali Erdoğan için de geçerli; 10 yıl Belediye Başkanlığı yapmış bir insanın hiç mi seveni olmaz? Mahkeme gecesi Adliye önünde, sadece eski Şoförü Hasan Hüseyin Kural vardı. Demek ki hiç kimseye vefa göstermediği için hiç kimseden vefa görmüyor diye düşündüm o gece.
Neyse konumuz bu değil; cemaatin ya da cemaatlerin Uşak’a niçin bu kadar çok önem verdiği... Gelelim Menzil’e her ne kadar son günlerde Ak Parti Genel Merkezi'nce üstünün çizildiğine ilişkin imare ve işaretler artınca, Menzil cemaati, kendini Cahan ve tayfasından ayrı gösterme gayretine girmiş olsa da, her ne kadar Cahan’ın; Menzil cemaati ile bir ilgisinin olmadığını, cemaatin üst düzey temsilcileri sağda solda dillendirse de, yolsuzluk iddialarından bezdikleri için ya da her an Belediye Başkanlığı görevinden istifasının istenebileceği yönünde ciddi kulis bilgileri ortalıkta dolandığı için cemaatin ortaya koyduğunu düşündüğüm bu refleksin halkı inandırmadığını düşünüyorum. Çünkü Menzil’e, hatta bütün cemaatlere, insanların teveccühünün ve ilgisinin neredeyse tamamen yok olma noktasına geldiğini bilmekteyim. Nitekim eskiden pek çok insan, Menzil’e gitmeyi haşa umreye gitmek gibi gösterilip otobüslerle götürülebilirlerdi. Şimdilerde ayda bire düşürdükleri Menzil turlarında bir otobüs insan dahi götüremediklerini bilmekteyiz. Her neyse bildiğiniz üzere Menzil cemaati için de tıpkı Gülenciler gibi Uşak’ın bütün Türkiye’de ayrı bir yeri ve önemi vardır. Menzildeki şeyh dedikleri kişinin korumaları Uşak’tandır. Menzil’deki şeyh denilen kişinin kız kardeşinin ve pek çok akrabasının yıllar evvelden Uşak’a taşındıkları ve burada yaşamaya başladıkları bilinir. Hatta Menzil’deki şeyh dedikleri kişinin Uşak’ta mülk sahibi olduğu ve pek çok şirketin Uşak’ta kurulması için öncülük ettiği ya da ortak olduğu öteden beri söylenegelir. Daha pek çok delille ortadadır ki Uşak Menzil grubunun da Gülen grubunun da en önem verdiği şehirdir ya da başlıca şehirler arasındadır.
Peki neden Uşak merkez olabilir ya da cemaatler açısından bu kadar önem arzeden bir şehir olabilir? Deseniz ki; burası cemaatlerin en kolay neşü neva bulabileceği iller arasında, bu yüzden olabilir. Cevap olarak kesinlikle hayır derim. Uşak Kuvva-i Milliye kentidir ve bu tür cemaatlere ilk kazan kaldıran şehir olma özelliğini taşımaktadır ve insanı da kesinlikle taasup sahibi değildir. Sade bir din yaşama isteği hakimdir şehirde. Cuma namazları kılındığı sırada caddeler, sokaklar çok tenhalaşır büyük çoğunluk Cuma’ya gider, Bayram namazlarınız zaten kılmayanı yok gibidir. Kurbanı da imkanı olan herkes keser neredeyse ama yine de cemaatlere açık bir dini anlayış hakim değildir bu şehirde. Bu tür yapılanmalar için başta Konya olmak üzere, Kütahya, Afyon, Kayseri, Erzurum gibi şehirler belki daha uygun olabilir ama Uşak asla. Peki o zaman siyasi olarak güçlü isimler Uşak’tan çıkar diye düşünsek; bu da asla olamaz. Çünkü Uşak en son Mehmet Topaç isimli ANAP Milleltvekilinin çok kısa süren Bakanlığını görmüş. Öncesinde sadece Orhan Dengiz ismi Türk siyasetinde yer bulmuş Uşak’lı politikacıdır. Uşak’tan politika dünyasında ses getiren, dikkat çeken hatip ve iş bilir siyasetçiler maalesef çıkmamıştır. Yani bu da sebep olamaz cemaatlerin seçmesi için. Ama Uşak’ın sanayisi gelişmiş bu yüzden seçilmiş olamaz mı? Keşke öyle olsaydı ama cevap maalesef yine olumsuz. Bizzat cemaat ya da cemaatler tarafından sanayinin ilerlemesi adeta önlenmiştir. Herkes bilir Hazim Sesli’lerin yatırımcılara, OSB’den arsa bile vermemek için ipe un serip, Uşak’a fabrika yapılmaması için OSB’lerinin gelişmemesi için en azından kendi kontrollerinden çıkacak boyuta ulaşmaması için çırpındıklarını. Turizmi, tarımı, hayvancılığı vs. herhangi bir gelir getiren ya da geliştiren sektörü de gelişmiş olmadığına göre Uşak’ın sebep bu da olamaz.
Uzatmayalım emin olun cemaatlerin Uşak’ı merkez üssü seçmesindeki ve Uşak’ı bu kadar önemsemesindeki sebep çok başka asla aklınıza bile gelmeyecek bir gerekçe. Ama bunun yanıtını biliyor olmamıza rağmen şu anda sizinle paylaşamayacağız. İlerleyen günlerde bu soruşturmalar tamamlanıp puzzle ortaya çıktıkça bu sorunun cevabını daha net görmeye başlayacak herkes işte o zaman bu inanılır gibi olmayan sebebi söyleyebileceğimiz bir zaman dilimine kavuşmuş olacağız ve yine ben bu sütunlardan bu sebebi, yani Uşak’ı bu kadar önemli kılan unsuru ya da unsurları sizlerle paylaşacağım.
hic bu belediye kadar tarikata menzile yaltaklik edip vatani usagimizi satan olmadi! arabani devletin yoluna koyuyorsun utas maskesi altinda menzil gelip senden para aliy... yorumun devamı.