Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkan Yardımcısı Lütfullah Önder, Sevr Anlaşmasında; Rum, Kürt ve Ermeni devletleri gibi birçok etnik devlet kurulmasını planlayan Batı'nın planlarının hiç bitmediğini, fırsat bulduklarında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin önüne Sevr maddelerini koyduklarını bildirdi.
Küresel güçlerin parlamento istememelerinin ve etnik merkezli federasyon istemesinin temellerinin Sevr’e dayandığını kaydeden Lütfullah Önder, özellikle ‘tek adam rejimi’ istenmesinin asıl sebebinin ise çok farklı olduğunu dile getirdi.
BTP Genel Başkan Yardımcısı Önder, şunları söyledi: “Tek adam ile ülkeyi yönetmek çok daha kolay. 1 Mart tezkeresinde olduğun gibi yol kazalarına uğramazsınız. Ancak tek adam rejimine geçisin asıl ve en önemli sebebi şu: Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'ni çok sağlam temeller üzerine kurdu. Devletin en tepesinde çatı olarak TBMM vardır. Ve bu Meclis, millet iradesini temsil eder. Bu yapının iç donanımını siyasal iktidarlar oluşturur. Yargı, TSK gibi kurumlar ise devletin temelini oluşturur. Devlet bu adli ve idari kurumlar üzerine inşa edilmiştir. Seçimlerle değişen meclisteki vekiller ve siyasal iktidarlar çatısı ve iç donanımı değişen yapıya bezer. Her değişiklik devlete güç ve yenilik katar. Bu sistemde; siyasal iktidarlar değişir ancak devletin kurumları ve kurumların işleyişleri değişmediği için yani devlet zarar görmemektedir. Hatta bu sistemde iktidarlar zorla gönderilse dahi devlet ve sistem yıkılmaz. Çünkü devleti ayakta tutan diğer birçok kurum vardır. Ve devlet bu kurumlar üzerine inşa edilmiştir. Aslında güçlü devlet olup demokratik olabilmenin formülü de budur. Ancak siyasal iktidarlar devletin temeli haline gelirse, iktidar değişikliği devlete zarar verir. İktidar yıkılınca devlet yıkılır.”
Küresel çetenin büyük planı
“Tek adam rejiminde devlet tüm kurum ve kuruluşları ile tek adam etrafında toplanmıştır. Yani tüm kurumlar tek adamı ayakta tutmak için çalışır. Tek adam da devleti ayakta tutar. İktidar olan tek adam devrildiğinde devlet yıkılır. Libya, Suriye, Irak bunun örnekleridir” şeklinde konuşan Avukat Lütfullah Önder, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şimdi Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan ‘ben gidersem devlet yıkılır’ demiyor mu? İşte küresel çetenin büyük planı; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm kurumlarını tek adama bağlı ve onun isteğine göre çalışır hale getirdikten sonra diktatör diyerek onu devirmek ve devirdiğinde de devleti çökertmektir. Yani tek adam rejimi ile sadece demokrasi ve insan hakları konusunda bir kayıp yaşanmıyor, aynı zamanda milleti koruyan devletin de yok olmasının kapısı aralanıyor.”
Küresel çetelere yaranma yarışı
Türk milletine bu büyük tuzağı kuran küresel çetenin herkesin malumu olduğuna dikkatleri çeken BTP Genel Başkan Yardımcısı Lütfullah Önder şunları söyledi: “Ülkemizde şu an güç sahibi olan siyasilerin nerede ise tamamı, bu tuzağı millete kuranlara kendilerini kabul ettirme, rol kapma yarışı içindeler. Çünkü kolay iktidar olmanın yolu bu küresel çetelere yaranmaktan geçiyor. Millet aleyhine olan meseleleri en milliyetçi gözükenlere, dini meseleleri ise en dindar gözükenlere hallettirdiler. Şimdi de Atatürk’ün kurduğu parlamenter cumhuriyet sistemi ve üniter yapının değiştirilmesi işini Atatürk’ün kurduğu parti CHP’ye yaptırmak istiyorlar. 1999-2002 yılları arasında MHP’nin koalisyon ortağı olduğu hükümet iş başında idi. PKK’nın siyasallaştırılıp federasyon için alt yapı oluşturulması için ilk adım Abdullah Öcalan’ın idam edilmesinin önün geçilmesi idi. Çünkü Apo’nun önümüzdeki dönemde devreye konacak sürecin aktörlerinden biri olması planlanıyordu. Peki, Apo’nun idam edilmemesine en büyük tepkiyi kim gösterir? MHP tabanı... Bu nedenle bu işi MHP’ye yaptırdılar. Bu yolla MHP tabanının merkezinde olacağı bir toplumsal muhalefetin önüne geçtiler. Anlattığım projeye ilişkin MHP’nin icraatı Apo’nun idamdan kurtarılması ile sınırlı değil. Çok daha önemli ve ilginç iki icraatı daha var MHP’nin AB’nin Türkiye’nin önüne koyduğu Kopenhag Kriterleri yine aynı dönemde Bahçeli tarafından imzaladı. Egemenlik devri anlamına gelen bu kriterlerin en önemli kısmı ise azınlık tarifini değiştirmesi. AB üyesi olan Fransa ve İspanya’nın 'bölünürüz' diyerek çekince koyduğu, imzalamadığı bu kriterleri MHP’li Devlet Bahçeli çekince koymadan imzaladı.”
BOP’ta AKP başrol oynadı
“BOP kapsamında Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi için 2003 yılında Irak’a müdahale edildi. Netice de Irak fiilin üçe bölündü. 2011’de Suriye karıştı. Suriye fiilen birçok parçaya bölündü” ifadelerini kullanan Önder, “Tüm bu müdahalelerde AKP iktidarı ABD, İsrail ve Batılı diğer devletler ile aynı safta yer alarak Müslüman ülkelerin karşısına geçti. BOP’un eş başkanlığını üstlenerek bölgeye uygulanması için aktif görev yaptı. Yahudi ve Hıristiyan devletler ile işbirliği yapıp Müslüman bir ülkeyi vurmak. Bu icraata en büyük tepkiyi gösterecek taban muhafazakâr/dindar taban. Yani AKP’ye oy veren taban. Toplumsal muhalefetin oluşmaması için bu icraatları AKP’ye yaptırdılar. Tüm bunları gören dindar AKP seçmeni “Reisin bir bildiği var herhalde” dedi ve sustu” dedi.
Rejim değişikliği kalıcı hale geliyor
Anayasa değişikliğinden sonraki ilk seçim olan 24 Haziran seçimleri ile rejim değişikliğinin kalıcı hale geleceğini ve ülkemizin geri dönüşü pek mümkün olmayacak şekilde tek adam rejimine geçiş yapacağını dile getiren Avukat Lütfullah Önder şunları söyledi: “Referandumda yüzde 50 olan toplumsal muhalefet daha da artmış ve bu anayasa değişikliğini yapan AKP-MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’na halkın verdiği destek yüzde 40’lara düşmeye başlamıştı. Parlamenter cumhuriyeti isteyen halkın yüzde 60’lık kısmı muhalefetin geniş tabanlı bir birliktelik oluşturmasını istiyordu. Bu konuda da asıl sorumluluk ana muhalefet partisi olarak CHP’ye düşüyordu. Ayrıca Atatürk’ün kurduğu partinin Atatürk’ün kurduğu rejime ve sisteme sahip çıkmaması beklenemezdi. Ancak CHP’de aynı küresel çete tarafından bu günler için çok önceden dizayn edilmişti. Kaset komploları ile genel başkan değiştirilmiş, yeni gelen ekip CHP’ye ‘YENİ CHP’ diyerek açılımlar yapmış, CHP tabanın üzerine çizdiği ne kadar küresel çetenin aktörleri varsa farklı sıfatlarla partinin tepesine yerleştirilmişti. Amblemini Atatürk’ün 6 ilkesinden alan CHP, bu ilkelerin zıddı olacak şekilde liberallikte, ABD ve AB projelerinde yer alma konusunda adeta AKP iktidarı ile yarışıyordu.”
Söylem farklı icraat farklı
“CHP ve onunla birlikte hareket eden diğer muhalefet partileri parlamenter sisteme geçiş önceliği ile geniş kapsamlı bir birliktelik oluşturacaklarını duyurdular. Bu söylemler ile oluşan toplumsal muhalefetin sözcüsü ve temsilcisi konumuna geldiler” diyen Lütfullah Önder şöyle konuştu: “Ancak AKP iktidarını devirecek, Meclis’te anayasayı değiştirecek bir gücü elde edecek bir birlikteliği yapmamak için ellerinden gelen her türlü adımı attılar. Parlamenter sitemi isteyen, milyonlarca oya sahip partileri ittifak ve birlikteliğin dışarıda bırakarak güdük bir ittifak kurdurlar. Özellikle son seçimde en çok oyu alan, projeleri, fikirleri, güçlü kadrosu ve medya gücü ile ittifaka büyük güç katacak olan Bağımsız Türkiye Partisi’ne yapılanlar Yeni CHP’nin kimler ile birlikte hareket ettiğini gösteren önemli bir turnusol oldu. Önce ittifaka alacağız diyerek davet ettiler. 25 gün oyalayıp başka bir adım atmasını engelledikten sonra hayır dediler. Yeni CHP’nin, ittifak sürecindeki bu tutumundan, AKP iktidarını devirmek istemediği, Parlamenter sisteme dönüş için anayasayı değiştirecek vekil sayısını almak istemediği anlaşılmaktadır. Zaten Millet ittifakının parlamento seçimlerindeki hedeflerinin 301 vekil sayısını yakalamak şeklinde açıklayarak gerçek niyetlerini de açık ettiler. Çünkü 301 ya da 310 vekille anayasayı değiştirilmeyeceği açık. Anayasa değişikliği için en az 400 vekile ihtiyaç var. Parlamenter siteme geri dönüş için ise Anayasa değişikliği şart olduğuna göre, siz 301 vekil hedefleyerek girdiğiniz seçim sonrasında nasıl parlamenter sisteme geri döneceksiniz?”
Millet İttifakı’nın asıl amacı ne?
Bu seçimler özelinde proje ve Millet İttifakı’nın üstlendiği görevin Erdoğan’ın (Çok büyük fark oluşturmadan, çok güçlü olmayacak şekilde) kazanmasının önünü açmak, rejim değişikliğine ilişkin Anayasa maddelerinin yürürlüğe girmesi ve rejim değişikliğinin kalıcı hale gelmesi olduğunu söyleyen Avukat Lütfullah Önder konuşmasını şöyle sürdürdü: “Parlamentoda Millet İttifakı ve HDP 301 vekili elde ederek sistemi kilitleyecek ve yeniden seçim yapılmasını sağlayacak. Yeniden seçim zorunlu hale gelecek. Ancak Anayasayı değiştirecek vekil sayısı olmadığı için anayasa değişikliği olmadan yani tek adam rejimi ile kısa dönemde yeninden seçim yapılacak. İşte küresel çete Yeni CHP’ye yapılacak ikinci seçimde iktidara taşıma sözü veriyor. Yani bir sonraki seçimde Recep Tayyip Erdoğan’ı devirecekler. Yeni CHP’nin göstereceği aday başa gelecek. Bu arada bu adayın Abdullah Gül olma olasılığı hiç de az değil. İttifakın diğer partileri de bu senaryoda rol kapacak. Yeni CHP’nin milletvekili listelerinde ulusalcı, Atatürkçü, Cumhuriyetçi vekillerin tavsiye edilmesi, liberal, Amerikancı, FETÖ ve PKK bağlantılı kişilerin liste başı yapılması işin rengini ortaya koyan başka bir turnusol oldu. Ancak Yeni CHP ağzındaki baklayı Seçim Bildirgesi ile çıkardı. 240 sayfalık Seçim Bildirgesinde FETÖ ve PKK ile mücadeleden bahsetmeyen Yeni CHP, AKP’nin yarım bıraktığı açılımları tamamlamaya talip olduğunu duyurdu."
Millete kurulan tuzağı Prof. Dr. Baş gördü
“Bu bağlamda Türkiye’de siyaset yapan milliyetçi, dindar ve Atatürkçü görünen siyasetçilerin aynı küresel senaryoda birbirini nasıl tamamladıklarını çok net görüyoruz. Milli meselleri MHP, dini meselleri AKP, üniter yapının değiştirilmesi işini Yeni CHP’nin üstlendiğini, Ancak Atatürk’ün kurduğu devletin tasfiyesi konusunda hepsi birlikte tam bir işbirliği içinde oldukları anlaşılmaktadır”ifadelerini kullanan BTP Genel Başkan Yardımcısı Lütfullah Önder, şunları söyledi: “İşte millete kurulan bu tuzağı gören Bağımsız Türkiye Partisi, 24 Haziran seçimlerinin bir proje olduğu, bir tiyatro olduğunu görerek bu seçimleri protesto etmiş, farkını, farklılığını ortaya koymuştur. Ülkenin her sorununa çözüm üreten BTP’nin seçimleri protesto etmesi siyasi bir tavırdır. Ülke adına millet adına söyleyeceği çok şeyi olduğu için siyasi çalışmasına tüm gücüyle devam etmektedir. Bu çalışmalarda hem kurulan tuzaklardan milleti haberdar etmekte hem de çözümlerini sunmaktadır. Ülkede yerli ve milli olan herkesi, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu devlete sahip çıkmak için Atatürk fikirleri etrafında toplanmaya çağırmaktadır. Çökertilmiş ekonomiyi ve ekonomi üzerinden teslim alınan devleti yeniden ayağa kaldırmak için Milli Ekonomi Modeli’ni reçete olarak sunmaktadır. Bu siyaset ve siyasetçi tablosu çok karanlık bir tablodur. İktidarın ve muhalefetin aynı küresel çeteye teslim olması bu milletin talihsizliği ve biraz da kendi yanlışının çok acı faturasıdır. Ancak bu tablo içinde kendi milli senaryosunu oluşturarak her konuda çözümler üreten, ne yapacağını, nasıl yapacağını bilen ve de yapmaya kararlı bir lider olan Prof. Dr. Haydar Baş’ın siyasette varlığı da, bu milletin şansı ve daha büyük bedeller ödemeden yaptığı yanlışlardan geri dönme kapısıdır.”
Kaynak:www.yenimesaj.com.tr