Kılıçdaroğlu'na Ahlaksız Diyenler Aynaya Bakmışlar! En Büyük Ahlaksız, Ahlaksızlığı Meşru Görüp Savunabilendir!
Reza Sarraf'ın önüne yatarak hukuk önünde hesap vermesine izin vermeyen İç İşleri Bakanı'nın kendi kullandığı tabir olan "önüne yatmak" tabirini, Ensar vakfına bağlı olduğu söylenen ama hukuki hiç bir dayanağı olmadan işletildiği öğrenilen sözde yurtta geçtiğimiz ay ortaya çıkan Ahlaksızlığı bir kereden bir şey olmaz dediği anlaşılacak bir biçimde savunabilecek kadar ileri gidebilen Sema Ramazanoğlu'na Aileden Sorumlu Bakan olarak sorumluluklarını ve görevlerini yerine getirmek yerine Ensar'ın avukatlığını üstleniyor anlamında kendi tabirleri ile birilerinin "önüne yatmış vaziyette oda konuşmuyor" deyince birileri bir bardak suda fırtına kopartıp Sayın Kılıçdaroğlu'na ve Onun şahsında CHP'ye adeta siyasi linç girişiminde bulunmak istedi. Tabi ki Millet gerçeği gördüğü için kimse bu art niyetli yaklaşımlara prim vermedi ve Sayın Kılıçdaroğlu'na karşı kamuoyunda beklenen tepkiyi oluşturamadılar. Ancak buna tevessül etmiş olmaları bile aslında siyasi ihtiraslarının geldiği noktayı çok net ortaya koyar nitelikte bir davranış olarak Millet hafızasındaki yerini aldı.
Son zamanlarda ülkemizde ve kentimizde siyaset gerçekten çok çirkinleşti. Gerek Uşak'ta gerek Ankara'da gerekse Türkiye'nin başka şehirlerinde politikacıyım diye gezinen ama politikacıdan daha çok tiyatrocuya benzeyen haller içinde olan, omurgası yada ahlakı olmayan, kumpas politikaları ile makamlarda kalmaya çalışan insanların sayısının ve bu türden davranış biçimlerinin her geçen gün artan bir trende olmasının, hayli düşündürücü boyutlara ulaştığına daha önce de dikkat çekmiştik. Elbette ki bütün partilerde adam gibi politika üreten kişiler, bu makalemdeki yazdığım hususları asla üzerlerine alınmayacaklardır. Ama yine de belirtmeden geçmeyelim tüm partilerde adam gibi politika yapmak isteyen
,kentine, ülkesine, partisine iyi niyetlerle katkı sunmak hizmet etmek isteyenler de yok değil. Zaten bizleri yılmadan usanmadan korkmadan yazmaya iten tek sebepte iyi insanlarımızın hala var olduğunu bilmemiz. Yoksa samimi konuşuyorum eleştirmekten ve de kötülerin kötülüklerini sayıp dökmekten yorulduk ve de usandık. Biz de sistemin dümen suyuna girip, şartlara hafif uyum sağlayarak, suya sabuna pek dokunmadan bu işi yapmayı pekala biliriz. Belki reytingimiz bu kadar çok olmaz o zaman, ama emin olun şu anda kazandığımızdan çok daha fazla para kazanabiliriz, hem de hiç yalakalık bile etmeden. Kötüyü, kötülüğü övmeden bunu yapmak pekala mümkün ve biz bununda farkındayız. Ama iyilerin hatırına, kötülerle savaşı sürdürmeye, kendimizi bir yerde mecbur hissediyoruz. Parayı başka iş kollarına yönelip oralardan kazanıyor, yine de gazetecilikten vazgeçmiyor. Milletin iyi niyetlilerinin verdiği medeniyet seviyesini artırma mücadelesine, kendi çapımızda omuz veriyoruz. Amacım yaptığım hizmeti abartmak değil elbette ama fazla da küçümsememek gerekir diye düşündüğüm için bu satırları yazıma ilave ettim. İyiler iyi ki varlar.
Her neyse makalemize kaldığımız yerden devam edecek olursak, bazı politikacılarımızın makam uğrunda, yerel ve ulusal manada, düştüğü iç acısı durum gerçekten düşündürücü boyutlara ulaştı demiştim. Politik makamlar (Başbakanlık, Milletvekilliği, Belediye Başkanlığı vs gibi) her nedense birileri için vazgeçilmez bir hal aldı. Sanıyorum biz bu makamlardan gidersek ve yerimize dürüst şeffaf halka hesap vermeyi ve halk adına hesap sormayı seven birileri gelirde, bizim foyamızı meydana koyarsa, korkusu yaşadıklarından, yada hukuk önünde hesap vermek üzere hakim karşısına çıkartılacağından endişe ettiklerinden dolayı olsa gerek, hepsi de panik halindeler ve bu yüzden de artık makam sahibi olmak için her şeyi hatta insanlıktan çıkmayı bile göze alabiliyorlar. Yerel de ve ulusalda politika üreten bazı karakterler, yalakalıktan tutunda, iftiraya, yalana ve ikiyüzlülüğe gidebildikleri gibi, oy aldıkları yada destek buldukları çevrelerin her türlü ahlaksızlığına, pisliğine, yolsuzluğuna göz yummakla kalmayıp, savunabilecek noktaya bile gelebiliyorlar. İşte tam da bu noktada birbirlerine düşüyorlar ve her biri, bir diğerinin eksiğini, kendileri ortaya çıkartıp halka ilan ediyorlar. Enteresandır paralelciler ile AKP'liler arasında ciddi bir kavga yaşandı malum. Kavgada bakıyoruz henüz kimsenin burnu kanamadı desek yeri. Yani iki taraf birbirini resmen ve alenen vatan haini ilan etti, hatta cemaatin paralel devlet kurduğu PKK'ya destek verdiği vs. iddia edildi ama bunca suç işlenmiş olmasına rağmen cezaevindeki insan sayısına bakıyorsunuz, sağdan say 100 kişi soldan say 50. Uşak'ın adeta cemaatin merkezi gibi önemsendiği ve pek çok işin buradan tasarlandığı iddia ediliyor, çok büyük bir örgütlenmenin varlığından söz ediliyor ama bakıyoruz buna mukabil kaç kişi cezaevinde diye sağdan say 10 soldan say 5, tablo aynen bu. Yine paralelcilerin elinde pek çok belge var yayınlayacak deniyor,paralelcilerin elindekileri Millet bilse AKP'nin tozu bile kalmaz seçime gitmeye ve iktidarı teslim etmeye mecbur olurlar deniyor. AKP tarafından işlenen pek çok yolsuzluğu bildiğini bizzat paralelciler iddia ediyor, ama bakıyoruz paralelcilerin; AKP'nin doğru dürüst bir yolsuzluğunu ortaya koyduğu vakıa değil. Başlangıçtaki bir kaç münferit olayı saymayın tabi. Kaldı ki; Muammer Güler kim, Eski İstanbul Valisi, e bu adam değil miydi? İstanbul'da cemaatçi Vali diye anılan. Ya Erdoğan Bayraktar kim? Bu adam değil miydi? Fethullah'ın Uşak'taki Prensi diye kamuoyunda anılan ve Pensilivanya ziyareti sebebiyle MHP'den palas pandıras atılan Ali Erdoğan'ı, AKP'ye pazarlamaya çalışan ve cemaatin adamı diye anılan. Bu insanların ses kayıtlarını sizce gerçekten paralelciler çıkarmış olabilir mi? Her neyse bırakalım zaman nasılsa bu tiyatrolarında senaryosunun önceden yazılıp yazılmadığını ortaya çıkartacaktır. Gelelim asıl dikkat çekmek istediğim yere; enteresandır iki taraf kavga ediyor kimsenin burnu kanamadı ama mahalle karılarının kavga ederken birbirine kızıp, biri; diğerinin pisliğini ortaya döktüğü gibi, hiç durmadan halk nezdinde kınanacak hallerini ortaya döküyorlar. Paralel operasyon yapıldı diyorlar; savcıların, güvenlik güçlerinin İç İşleri Bakanı yada Başbakanın; ne çıkarttınız ortaya baskında? Sorusuna verecekleri cevabı dinliyoruz; varsa yoksa çocuk pornosu yada benzeri paralelcilerin gayri ahlaki diyebileceğimiz eksikleri sayılıyor. Yada bu türden eksikleri ön plana çıkartılıyor. Gülen bir beddua ediyor Pensilivanya'dan, herhalde diyoruz paralelciler, AKP'nin yeni bir eksiğini ortaya koyacak, dinliyoruz yine başka bir sapıklık meydana dökülüyor sadece. Fethullah Gülen ile Cübbeli kavgaya tutuşuyor, bir bakıyoruz, Cübbeli'nin zinaya giderken yada yaparken çekildiği iddia edilen görüntüleri ortaya çıkıyor. Belki birbirlerinin hapse attıracak nitelikte açıklarını ortaya koymuyorlar ama milletin gözünden düşürecek ne açıkları varsa birbilerinin, onları ortaya çıkartıyorlar. Yine çok enteresandır, Ensar olayından sonra, İHH'cılar, Akitçiler, Deniz Feneri, Marmara grubu, Gülenci oldukları bilinen Gazeteciler Yazarlar vakfı başta olmak üzere, Gülenci dernek ve vakıfların tamamına yakını ortak bir deklarasyon yayınlayabiliyor ve bunca yaşanandan sonra ENSAR Vakfına sahip çıkıp, HEPİMİZ ENSARCIYIZ diyebiliyorlar. Bu nasıl kavga diye sormadan edemiyorum şahsen.
Her neyse; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun eleştirdiği konu ne? Ensar vakfının yurdunda 45 çocuğun ırzına geçilmesi, bunu eleştirmeyecek bir insan da neyi eleştirecek Allah aşkına. Ayrıca neyi eleştiriyor üstelik 45 çocuğun ırzına geçilen yurdun yasal yollarla işletilen bir yurt olmamasını eleştiriyor. Bu yurtlardan çok sayıda olduğu biliniyor. Ya çok sayıda çocuğumuz şu anda bu iğrenç saldırıya maruz kalıyorsa ne yapacağız, bu çocukları nasıl tekrar psikolojileri düzgün sağlıklı kendisi ile barışık hale getirebilir topluma kazandırabiliriz? Endişesini taşıyor ve bu endişesini kamuoyu ile paylaşıyor. Başka neyi eleştiriyor Sayın Kılıçdaroğlu; Hükümetin duyarsız kalmasını eleştiriyor, sorumluların hesaba çekilmesi için ve mağdur çocukların ve ailelerinin her türlü mağduriyetlerinin giderilmesi için gerekli yaptırımların gerçekleştirilmediğini gözlemlediğini kamuoyu ile paylaşıp bunca yaşanandan sonra yetkililerin aman sendeciliğini eleştiriyor. Eleştirdiği Sema Ramazanoğlu kim sözde Aileden Sorumlu Bakan sözde dedim çünkü hiç aileden sorumluymuş gibi davranmadığı gayet açık. Ne diyor Sayın Kılıçdaroğlu; Aileden sorumlu bakana sorumlu olduğu alanda meydana gelen bir olayı sahiplenmeyi bırakta sorumluklarını yerine getir diyor. Suçluların önüne yatmak pahasına onları korumak sizin kabinenizin Bakanlarının çok yaptığı iş sizde mi aynısını yapıyor, suçluları kayırıp, hem kamu vicdanında hem mahkeme de yargılanmalarını önlemek için önüne mi yatıyorsunuz diyor. Vallahi doğru diyor. Peki bu söylemden aklı uçkurundan başka hiç bir şeyi fikretmekten aciz olanlar ne anlıyor. Kılıçdaroğlu önüne yatmak tabirini cinsel anlamda kullandı anlıyor. Hayır efendim buz gibi de herkes Kılıçdaroğlu'nun ne söylemek istediğini gayet iyi anlıyor, ama işlerine böyle geldiği için böyle anlamak istiyorlar. Yazıklar olsun diyebiliyorum ancak, bu kadar ahlaksız olabilir insan diyebiliyorum. Allah'tan Milletimiz her şeyin farkında hiçte öyle bekledikleri gibi bir tepki oluşmadı kamuoyunda gerçi kamuoyunun ne kadar umurunda tüm bu olup biten o da ayrı konu ya neyse, buna başka bir gün değinelim.
Zaman zaman eleştirsem de hatta zaman zaman O'nun da bu tiyatroya ortak olduğunu düşüneceğim kadar gaflar yaptığına tanık olsam da, Sayın Kılıçdaroğlu'na gerçekleştirilmek istenen bu politik linçe seyirci kalamazdım. Beğenirsiniz yada beğenmezsiniz, eleştirebilirsiniz de, ama Kemal Kılıçdaroğlu gibi politik nezaketi her zaman ortada olan ve beyefendi tavırları ile tanınan bir isme bu haksızlık reva görülemez. Siyasette seviyede alçaklığı aşıp çukura düşenler, Türkiye siyaset sahnesinin en seviyeli ve en düzeyli politikacılarından birini seviyesizlikle asla suçlayamaz. Zaten Kılıçdaroğlu'ndan böyle bir niyetle bu cümleyi kurmuş olmasını beklemek bile büyük bir ayıptır. Size anneniz yaşındaki bir kadın gitmek istediğiniz de önüne yatarım yine senin gitmene izin vermem dese siz ne anlayacaksınız Allah aşkına? Demem o ki Kılıçdaroğlu'na yapılan bu alçakça saldırıya kayıtsız kalamazdım. Bu saldırıya kayıtsız kalmamak her CHP'linin asli vazifesidir zaten. Bildiğiniz gibi bendeniz Cumhuriyet Halk Parti'sinde politika üretmekteyim. Tarafsız köşe yazarlığımdan ödün vermek pahasına bu yazıyı kaleme almak zorunda idim. Şimdi vicdan sahibi herkes bu yazıyı okuduktan sonra en az bir arkadaşına okutmalı diye düşünüyorum. Lütfen Millet lütfen kendimize gelelim ve daha fazla algılarımızı oynayarak hakkımızı yemelerine yetmezmiş gibi yabancı yol göstericileri ve destekçilerine yedirmelerine müsade etmeyelim. Lütfen artık Milletçe hiç bir şahsi çıkar siyasi hesap gözetmeksizin Haklıya haklı haksıza haksız demeyi öğrenelim ve hakkımıza ve haklıya sahip çıkalım.

kııçdaroğlu haklıyken haksız duruma düştü.o kelimeleri bir bayana kullanmamalıydı.daha başka kelimelerle tepkisini verebilirdi.ağzımızdan çıkan sözcükleri daha iyi düşüne... yorumun devamı.

ne oldu sayın yönetici yorum ağır geldi de yayınlamaktan mı korktunuz. bunuda yayınlamaz sınız zaten

tamam diyelim ki bir deyim deyimler sözlüğünde de yeri var. peki chp'nin eşsiz savunucusu çavuşoğlu. en son söylenen "altına yatmak" tabirini de bir savunsan da millet ol... yorumun devamı.

tebrikler sayın çavuşoğlu kalemine sağlık bildirmişsin yine hadlerini

sayın çavuşoglu senden bi durum olmaz boş haber yapıyorsun

bir zamanlar inönüyü taşlıyanlar şimdi kılıçdaroğluna çanak açmaya başlamışlar.pkk ile yandaş olan bir kişi den her şey beklenir.

asıl edpsiz tecavüzcüleri savunanlar ve bir kereden bir şey olmaz diyenler
kııçdaroğlu haklıyken haksız duruma düştü.o kelimeleri bir bayana kullanmamalıydı.daha başka kelimelerle tepkisini verebilirdi.ağzımızdan çıkan sözcükleri daha iyi düşüne... yorumun devamı.