Türkiye'de ne kadar siyasi parti lideri varsa tamamına yakını darbe girişiminin varlığını kabul edip darbe karşıtı paralel örgüt karşıtı söylemler üretiyor, ne kadar medya varsa yine aynı yönde yayınlar yapıyor. Yılmaz Özdil ve Bekir Coşkun gibi donanımlı ve kayda değer bir kaç yazar var benim gibi bu olan bitene yani darbe girişimi yapıldığına inanmayan bir de sessiz bir kitle var ve bu sessiz kitle emin olun, Türk Milletinin kahir ekseriyasını oluşturuyor. Zaten tüm teşvik ve gayretlere rağmen meydanlarda kendilerinin paralelci olmadığını ispat için toplayan bir avuç insandan başka kimsenin olmaması bunu ispat eder nitelikte. Ama yazar çizer kim varsa koro halinde AKP'nin değirmenine su taşımak ister gibi adeta ve hepsi bu tiyatroya inandırmak ikna etmek için gayret içinde. Tabii ki öteden beri Erdoğan ile birlikte hareket ettiklerini halkın düşündüğü iki genel başkan olan Bahçeli ve Kılıçdaroğlu'da aynı şekilde. Beni tanımayanlar açısından zannedilebilir ki salt Erdoğan düşmanlığı beni bu noktaya itiyor. Öncelikle kendisine herhangi bir düşmanlığımın olmadığını belirteyim, Ama tanıyanlar bilir ki; ben akla sorulması gereken işi kalbe sormam. Darbeye ya da darbenin getireceği iktidara elbette ki hayır, paralel devlet vs işlerine zaten ezelden karşıyız malumunuz ama hakikaten dayanaklarımı söylediğimde eminim şüpheyle yaklaşmama hak vereceksiniz.
Öncelikle şunu söyleyeyim, elimizdeki bilgiler ve veriler ile Türkiye'de şu anda ne olup bittiğine dair net ve kesin bir kanaat bildirmek bir hayli zor. Zira yeterli bilgiye sahip olmadan fikir sahibi olmayı hiç hoş bir davranış olarak görmem ve ben şahsen yeterince bilgilendirildiğimizi düşünmüyorum. Aynı zamanda da pek çok kirli bilginin etrafa özellikle saçıldığı da aşikâr. Demem o ki her söylediğimiz bir nevi komplo teorisi ya da öngörü niteliğindedir. Bizler okuyucular gibi bu işe yani gündemi takip etme ve olanı biteni analiz etme işine, günlük bir kaç saatimizi ayırmıyoruz. Biz olanı biteni 24 saat yaşıyoruz. Düşünsenize uzun yıllardır neredeyse hiç kopmadan an be an ülkenin ve kentin gündemini 7 gün 24 saat takip eden birisi ile gündemden zaman zaman tamamen kopmuş, zaten günün belli bir saatini ayırarak ilgilenmiş veya haber saatinden haber saatine ilgilenmiş bir insan, hiç bir olabilir mi? Elbette ki 24 saat bu işleri inceliyor olmanın verdiği avantaj ve yapılan araştırmalarımızın ve gazeteciliğimiz gereği edindiğimiz ekstra bilgilerin ve politikacıları yakından tanıyor olmamızın ve yaşadıklarımızın, çok ciddi faydasını görmekteyiz. Ama şu süreçte samimi söylüyorum ben de olup biteni okumakta zorlanıyorum. Bu yüzden de Kuvvet Komutanlarımız ve Genel Kurmay Başkanımız konuşmadığı sürece, kendi komplo teorim ya da fikrim dâhil hiç bir teoriye ya da öngörüye inanmayacağımı belirtmek istiyorum. Sizlere de tavsiyem bana bu yazıyı bitirince tamamen ya da kısmen katılmanız değil. Bu yazdıklarımı sadece kayda değer bir düşünce olarak aklınızın bir kenarına yerleştirmeniz. Zira gerçekten hava o kadar puslu, su o kadar bulanık ki yanılıyor da olabiliriz. Yani Genel Kurmay Başkanımız Hulusi Akar, Kuvvet Komutanlarını, Emniyet Genel Müdürünü, MİT Müsteşarını vs. yanına alıp açıklama yapıncaya değin biz Milletçe söylenenlere inanmamalıyız. Zira bir darbe girişimi varsa bunu Ordumuzun yetkili ağızları açıklamalı ve darbe girişiminde bulunduğu iddia edilen insanların bu darbeyi fiiliyata dökmek için hangi fiilleri işledikleri, hangi maksatla bu darbeye kalkıştıkları? Başarılı olsalardı hangi siyasi kadroyu iktidara getirmeyi planlıadıkları? Şu anda gözaltında bulunanların ifadelerinde neler söyledikleri? Yani kendilerini nasıl savundukları? Devleti siyasi değil askeri ve bürokratik kanadı tarafından resmi bir dille açıklanıncaya değin beklemek en doğrusu.
Gelelim mevzumuza; Türk tarihini çok iyi bilen ve tarihten günümüze getirdiği bakış açıları ile olayları okuma ve analiz yeteneği çok gelişmiş, zaman zaman akıl aldığım ya da fikrine müracaat ettiğim bir dostuma, telefonda ne olup bittiğini bana okumasını istedim. Sizlere o görüşmemin içeriğini paylaşacağım müsaadenizle.
Telefon Görüşmesi: Abi sence de gerçekten ülke de bir ihtilal kakışması söz konusu mu? Sence de bu iki kadim dost yani Erdoğan ile Gülen, bu saatten sonra düşman olmuş olabilir mi? Yoksa izlediklerimiz, yok olmak üzere olduklarını anlayan bir ihanet birlikteliğinin birbirine düşmüş hali midir? Yani bunca işi birlikte yapanlar bunca zaman sonra, senden oldu, benden oldu kavgasına girişmiş olabilirler mi? Bu iki insan BOP'a evet diyerek kader birlikteliği yapmamış mıydı? Şimdi bu kader birlikteliklerini sonlandırabilecek düzeye ilişkilerini nasıl taşımış olabilirler? Yani 12 yıl ortak ticaret yapmış insanlar bile olsalar pek çok gayri meşru işe bulaşmış olsa ortaklardan birisi sence bu kadar biri diğerinden ayrılabilir miydi ki Devlet işlerinde ortak olanlar bu kadar kolay ayrılsın?
Paralel Yapının; Devletin Kadrolarına Sızmasını Sağlayan İktidardan Paralelle Mücadele Etmesini Beklemek SAFDİLLİK Değil midir?
Cevaben dedi ki; bana sorarsan hangi açıdan bakarsak bakalım bunlar birbirine düşemez. Çünkü neredeyse bütün suçlar neticede birlikteyken işlenmiş. Biri planı yapmış öbürü talimatı vermiş, diğeri suç olduğunu bile bile fiili işlemiş, bir diğeri ise yapabilmelerine imkân sunmuş ve göz yummuş. Bu Kabahatler işlenirken bir Başbakanın bütün bu olandan bitenden haberdar olmaması asla mümkün değildir. Düşünsenize İç İşleri Bakanı, bir ilin Valisine kumpas kuruyor, ama Başbakan benim haberim yoktu diyor. Bu olaydan haberdar değildim diyen adam bir Başbakan olabilir mi? Eğer gerçekten haberi yoksa ve hala Başbakansa derhal istifa etmesi gerekmez mi? Kendinden haberi olmayanların ülke yönetmesi caiz midir? Ben bunların ne mal olduğunu yeni anladım diyen birisinin ağlama dövüverem nevinden davranışlar içerisinde olduğunu görmemek için cahil olmak gerek. Bana sorarsan burada kesinlikle bir kavga söz konusu değil aslında, ama inandırıcı olması bakımından pek çok argümanı mizansenlerine eklemek zorunda kalıyorlar. Bu argümanları ekledikçe de aslında bir darbeden ziyade kurgu mizansen olduğunu daha net ortaya çıkartmış oluyorlar. Düşünsene, sen yazdın bir yıl önce iki yıl önce, Ülkücülere bu Paralelcilerin nasıl kumpas kurduğunu bütün çıplaklığı ile. O zamanki yazdıkların çok açıktı, hatta başlığa "bu ceza bize ağır geldi Hakim Bey" gibi ağır bir başlık seçmiştin ve aslında iddianame gibi bir köşe yazısı çalışması ortaya çıkartmıştın. Peki, bu kumpas ülkücülere kurulurken Başbakan kimdi? Sayın Erdoğan'ın, sence ülkücülere paralelcilerin kurduğu bu kumpastan, haberdar olmama şansı var mıydı? Diyelim ki haberdar olmadı, Ne Erdoğan'ın ne İçişleri Bakanı'nın, nede Adalet Bakanının dahli olmadan paralelciler bu kumpası gerçekleştirmeyi nasıl başardı? O zaman senin yazının yayınlandığı tarihten bu güne neden beklendi sence? Hrant Dink cinayetinde, Rahip Sampdora cinayetinde, Necip Hablemitoğlu cinayetinde, faili meçhullerin pek çoğunda paralelin elinin olduğu çok açıktı. Ama bunca zaman hiç bir dosya derinleştirilip paralelcilere niçin dokunul(a)madı? Şöyle geriye yaslan bir düşün paralelcilerin ülkücülere ya da başka grup ve de kişilere yaptığı operasyonlar sence kimin yararına idi? Ayrıca şimdi Erdoğan ile birlikteliği çok açık ortaya çıkmış olan MHP Genel Başkanı Bahçeli niçin ülkücülere sahip çıkmamıştı? Paralelcilerin yaptığı bu kirli işlerden en çok yararı sence kim sağladı? Kim bu paralelcilerin operasyonları sayesinde siyasi rant elde etti? Elbette ki AKP, yine başka bir açıdan bakalım, madem bunlar 17 Aralık 2013 tarihinde iktidarı yıkmayı denediler ve bu çete Erdoğan'ı indirmek isteyip beceremedi. Erdoğan yaklaşık 3 yıldır kendi sırlarını ortaya döküp devirmeye kalkan bu çeteyi o tarihten bu yana, yok etmedi de, bu adamlar darbe girişimine cüret edinceye kadar niçin bekledi? Bu adamlar kavga edemez bu mümkün değil. Kaldı ki hangisini suçlayıp soruştursan ucu diğerine dokunur.
AKP'nin 1 Yıl Sonra Bu Paralelcileri Salmayı Planlamadığını Nereden Bilelim? AKP İle Cemaat Yâda Paralel Su İçerisindeki Oksijen ve Hidrojen Gibidir
Eşyanın tabiatına aykırı bu; ortada bir SU var; hidrojen diyor ki, bu suyu ben oluşturmadım, tüm bunlar oksijenin kabahati, oksijende suçu hidrojene atıyor. Sence suyun oluşumunda daha çok hidrojen mi yoksa oksijen mi kabahatli? Su oluşmuşsa bir kere artık hidrojeni ve oksijeni birbirinden ayrıştırma şansın yoktur. İşte Erdoğan ile Gülen suyun içerisindeki hidrojen ile oksijen gibidir tıpkı. Artık asla birebirlerinden ayrı düşünülemezler. Bu gün halka karşı kavgalı gözüküp, biri diğerini hapseder ama bu kavganın geçici olduğunu, durum normale dönünce yeniden birlikte olunacağını her iki tarafta bildiğinden ciddi sıkıntı çıkarmazlar. Nasılsa iki tarafta suçludur ve böyle giderse her iki tarafta hapsi boylayabilecektir. Bu yüzden zayıf taraf, kurban gösteriliverir bir müddet, sonra işler yoluna girip, her şey normale dönünce bir genel af çıkartılır, yeniden bir şekilde birlik sağlanabilir. Demem o ki burada darbe kakışması falan söz konusu değildir.
Darbe Kakışması Tiyatrosu Niçin Yazılmış ve Oynanıyor Olabilir
Peki, madem darbe kakışması yok bu senaryo ve yaşananlar neyin nesi? Bak kardeşim şimdi, bu darbe senaryosu çok önceden yazılmış bana sorarsan aslında Meral Akşener'i getirme planı yapılmış ve bu plana da yine Erdoğan da dâhil edilmiş. Yani şayet Allah muhafaza Akşener millette kabul görse imiş bu darbe tiyatrosu bu sefer başarılı olmuş gibi bir algı oluşturulup insanlara Akşener Başbakan adayı olarak dayatılacakmış ve yine Erdoğan Cumhurbaşkanı, Akşener Başbakanlığında bir müddet daha durum idare edilecekmiş. Ama tutmayınca bu plan rafa kaldırılmış. Şimdilerde rafa kaldırılan bu plan üzerinden yargılanan paralelciler, nasılsa paralel terör örgütü suçlaması ile en az 36'şar yılla yargılanması gereken insanlar değil mi? Evet. O halde bu insanların darbeye kalkışmasına gerek var mı tutuklanmaları için? El cevap yok. Yani zaten yeterinden fazla suç işlemiş gırtlağa değin suça batmış bu insanların bir şey söyleme lüksleri olmadığı için rahatlıkla ellerine kelepçe vurulabilir. İnsanlara darbeci diye tutukladık dersin ama kendisini paralel terör örgütü üyesi olmakla suçlandığını ve yargılanacağını söylersin. Arada bir yine dikkat çekmemek için ihtilale ortak oldun mu? Sorusu sorulur kişi elbette ki haberim bile yok der ve gerçekten yoktur ama anlatamaz.
Darbenin Başındaki Fetöcü Komutan Olarak Lanse Edilen Akın Öztürk ve Çevik Bir Benzerliği
Peki ya üst düzey rütbeli paşalar vs Onların neden sesi çıkmıyor? Bak şimdi ihtilalin başkomutanı olarak gösterilen isim kim? Eski Hava Kuvvetleri Komutanı ve halen YAŞ Üyesi olan Akın Öztürk. Peki, kim bu herif? Korgeneral iken yaş haddini aştığı ve belki de akli melekelerinde problem olabileceği düşünüldüğü için emekliliği istenen bir isim. Düşünün şimdi FETÖCÜ Paşa diye ifşa edilen isim; Korgeneral rütbesinde iken YAŞ Emekliye sevk etmiş. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan emeklilik süresinin uzatılmasını isteyerek Akın Öztürk Paşa'yı hayal dahi etmediği makama, Hava Kuvvetleri Komutanlığına getirmiş. Ardından da yine emeklilik süresini tekrar uzatarak YAŞ Üyeliği gibi önemli bir göreve getirilmesini istemiş. Kim Akın Öztürk Paşayı emekli etmeyip üst düzey görev verilmesini sağlamış Erdoğan. O halde bu paşa Paralelin adamı mı? Yoksa Erdoğan'ın adamı mı? Peki, şimdi bu Akın Öztürk Paşa, kime ihtilal girişimine bulunmuş? Kimi devirecekmiş? Fetullah'la bir olup, bunca iyiliğini gördüğü ve bunca zaman birlikte çalıştığı Erdoğan'ı. Kaldı ki ilk ifadesinde benim darbeyle falan ilgim yok demiş. Hatırla 28 Şubat sürecinin hızlı Paşası Çevik Bir'de, 28 Şubatı güya kime karşı yapmıştı Erbakan'a. Peki Çevik Birin emeklilik süresini uzatan karara kim imza atmıştı, Sayın Erbakan. Çevik Bir'in Genel Kurmay 2. Başkanlığına getirilmesi isteği kimden gelmişti, yine Erbakan'dan. Yani güya Erbakan'dan bu kadar iyilik görmüş ve birlikte çalışmış Çevik Bir paşa, Erbakan'a karşı muhtıra (tavsiye kararı) vermişti. Kim inanır sence bunlara. Bunların hepsi bana göre düzmeceden ibarettir. Millet yine başka mecralara sürüklenmek isteniyor, puslu havalar yaratılmaya çalışılıyor hepsi bu.
Peki, rehin alınan Genel Kurmay Başkanı Kuvvet Komutanları meselesi nedir sizce? Bakın Nurullah Bey; Böyle bir şeyin olması asla mümkün değildir. Hiç bir kuvvet kuvvet komutanını rehin alamaz. Öldürmediğiniz sürece bir Kuvvet Komutanını yerinden bile kıpırdatamazsınız, kim olursanız olun. Beynine silah dayasanız sizin ihtilalci olduğunuzu anlayan bir paşa, size asla teslim olmaz, ya ölürsünüz ya da öldürürsünüz. Ayrıca Kuvvet Komutanları kendileri istemese bile, hissettirilmeden de olsa, üst düzey güvenlik önlemleri alınarak korunur. Bu türden Komutanlara çok az insan rehin alabilecek kadar yaklaşabilir. Dolayısıyla böyle bir durum olasılık dâhilinde bile değildir. Peki, komutanlar sizce nerededir? Erdoğan'ın bu işi başaramayacağından emin bir vaziyette bir yerlerde olanı biteni seyrederken kahve içiyor olabilirler ve de bundan sonra ne yapacaklarını tartışıyorlardır muhtemelen. Erdoğan neyi başarmaya çalışıyor sizce? Yâda ne amaçlıyor? Bana göre Erdoğan'a bir şans daha verildi, Türk Milletini arkasına alma fırsatı ya da şansı. Ama bunu iyi kullanamadı nitekim meydanlara milyonlar beklenirken Onbinler bile gelmedi. Meydanlar bomboş kaldı halk ilgilenmeyiverdi. Yani Erdoğan bence kaybetti.
Komutanların Yaverleri İle Falan Olacak İş Değil Bu? Hem Komutanların Kendi Seçtikleri Yaverlerinin Hepsinin Paralelci Çıkmış Olması İnandırıcı Değil.
Peki, Komutanların yaverleri meselesine ne diyeceksiniz? Denilen o ki Komutanların yaverleri hep paralelci çıkmış. Bakın Komutanlar yaverlerini kendileri seçerler ve bir komutan yaver seçtiği insanın geçmişini çok iyi araştırır ayrıca hareketlerini sürekli gözlemler ve eğer paralelci olsaydı yaveri bir ay içinde çözerlerdi emin ol. Yani böyle bir şeyde mümkün değil diyorum. Bu uydurulan hikâyenin inandırıcılığının olmadığını gördükçe halkın hadiseleri derinini bilmek istediğini gördükçe, saçmalamak zorunda kalan yalancıların durumunu çok andırıyor bana. Vatandaş inanmadıkça ikna etmek için yeni yalanlar ortaya atılıyor ama maalesef bu yeni yalanlar, olayı inandırıcı hale getireceğine tam tersine iyice inanılamaz bir hale getirmekte. Yaverin emrinde sadece özel işleri yapan Askeri personel bulunur birde koruma ekibine belki kısmen nüfuz edebilir. Yoksa Yaverin emrinde Komutanına karşı koyabilecek bir güç asla verilmemiştir verilemezde. Kaldı ki bizim Ordumuzda Kuvvet Komutanlığı Makamına yükselmiş insanlar en yakınlarında dolaştırdıkları yaverleri paralelci olsa dediğim gibi çok kısa sürede çözerlerdi. Dolayısıyla neresinden bakarsan bak bu yaşananlar senaryosu da belki de çok önceden yazılmış bir mizansenden ibarettir hepsi bu.
Peki, şimdi ne olacak? Hiç bir şey olmaz endişeye mahal olacak bir durum olduğunu sanmıyorum. Erdoğan'ın artık Başkanlık hayali falan yok bana sorarsanız zaten bunun mümkün olmayacağını biliyor. Bana sorarsan bu yılsonuna kadar seçime ülkeyi götürmeye mecbur olacak. Çünkü arkasındaki halk desteği artık yok denecek kadar az ve dünya devletlerini yönetenler bunun farkında. Yeniden halka sorulacak işte Erdoğan bunun telaşında halkı yeniden kendi yalan politikalarına alıştırmak istiyor. Ensar'ı unutturmak istiyor, yolsuzluk iddialarını unutturmak istiyor. Açılım politikalarını Habur'u Şehitleri unutturmak istiyor. BOP Hezimetini unutturmak istiyor hepsi bu. Peki, çok teşekkürler...
Konuşmamız yakın yaklaşık böyle geçti neredeyse olduğu gibi size yazdım. Şimdi lütfen bu konuşmada ve önceki yazı ya da söyleşilerimde yazıp söylediklerimi üst üste koyun ve bir kaç dakika düşünün sonra elinizi vicdanınıza koyup şu sorulara bildiklerinize ve zekânıza dayanarak cevap arayın. Sizce Gülen ile Erdoğan aralarındaki bu adeta Katolik nikâhını andıran akdi bozabilirler mi? Yâda Gülen sorgulansa, soruşturmanın Erdoğan'a ve en yakınlarına uzanması, Erdoğan sorgulansa da, soruşturmanın Gülen ve en yakınlarına uzanması nasıl önlenebilir. İkisi suç ortağı değillerse de birbirlerine yardım yataklıktan yargılanmaları gerekmiyor mu? Genel Kurmay Başkanlığına niçin 1. Ordu Komutanı atanıyor Genel Kurmay Karargâhındaki pek çok Orgeneral bu görev için daha liyakatli iken niçin 1. Ordu komutanı ta aşağıdan getirilip bu göreve getiriliyor. Hem madem darbeye karışmadılar niçin Genel Kurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları görevlerinin başında değil. Niçin görevden uzaklaştırılmaları söz konusu oluyor? Siz bu sorulara cevap arayadurun gemiyi alan Üsküdar'ı geçiyor olmasın. Bana sorarsanız düşünmekte geç bile kaldık. Sizce biz nerede hata yaptık? Komutanlar çıkıp konuşmadıkça yazdıklarım dâhil hiç bir şeye inanmayın ama hepsini olasılık dâhilinde zihninizin bir kenarına yazın. Allah Milletimizi bu badireden bir an önce kurtarsın inşallah Esen kalın.
çavuşoğlu yinede yanlış yorum yaptı.birlikte yapsalar fetöcülerin malı alındı canları hapse atıldı işten atıldı bu nasıl beraberlik.bu bir senaryo ama fetöcüler kesinlikl... yorumun devamı.