Dikkatli takipçim olan uzun yıllardır Ankara’da gazetecilik yapan bir arkadaşım geçtiğimiz gün bir e posta göndermiş; bende kendisine cevap yazdım. Siz saygıdeğer okurlarımın da endişelerine ya da kafalarınızda oluşabilecek soru işaretlerine yanıt bulabilme ve beyin fırtınası yapabilmenize vesile olabilme adına bu yazışmamızı sizlerle paylaşma ihtiyacı duydum. Gazeteci arkadaşım özel e posta adresime yolladığı mailde endişelerini aynen şu şekilde dile getirmiş:
Merhaba Nurullah Bey uzun zamandır bir araya gelemediğimiz gibi telefonda konuşmak istemediğim ya da sizin telefonda konuşmayı uygun görmeyeceğinizi düşündüğüm kafamdaki bazı soru işaretlerini ve endişelerimi sizlerle paylaşarak bu konulardaki sizin fikirlerinizi ve düşüncelerinizi öğrenebilmek için e-posta yolu ile iletişim kurmayı seçtim. Lakin sizden istirhamım yazacağım konulardaki samimi fikrinizi bana cevap olarak göndermeniz. Şayet samimi düşüncenizi açıklayamayacaksanız yani politik cevaplar vereceksiniz rica ediyorum yanıtlamayın. Hiç yanıt vermezseniz kırılmam ama samimi cevap vermezseniz kırılırım, baştan söyleyeyim.
Bildiğiniz üzere Erdoğan ve ekibi 15 Temmuz’da bir darbe girişiminin olduğundan bahsediyor ne tarafından bakarsanız bir kalkışmanın olduğu doğru ama bu kalkışmayı Erdoğan orduya karşı mı denedi? Yoksa ordunun içindeki paralel bağlantısı olan bir grup hain, ordunun Genelkurmayın Komuta kademesindeki komutanlarına karşı mı gerçekleştirdi? Ya da ordu içerisindeki bir grup hain, iç savaş çıkartıp Milleti birbirine sokmayı veya Türk Ordusu ile Türk Milletini mi karşı karşıya getirmeye mi çalışmıştı, işte burası muallak. Sizin de darbe gününden sonraki videolarınızı izledim ve fırsat buldukça köşe yazılarınız aracılığı ile olan bitene dair düşüncelerinizi öğrenme imkanı buldum. Şimdi size bu darbe girişimi adı verilen, İlker Başbuğ’un tabiriyle terör saldırısı gerçekten neydi? Türkiye pek çok olayda olduğu gibi yine senaryosu önceden hazırlanmış bir mizanseni ya da tiyatroyu mu izledi? gibi soruları sormayacağım. Çünkü siz bu konudaki düşüncelerinizi daha önce kamuoyu ile paylaşıp Devlet Erkanı yani Devletin üst düzey yetkilileri bir araya gelip, 15 Temmuz gecesi yaşananlar şunlardı şeklinde bir açıklama yapmadığı sürece bu konuda görüş belirtmeyeceğinizi söylediniz ve o günden beri gerçekten de 15 Temmuz’a ilişkin hiçbir değerlendirme yapmadınız. Ama sanırım aşağıda soracağım sorulara yanıtlarınızı duyarsam gerçekte neye inanmamız gerektiğini bulabileceğiz.
Soru 1) Türkiye Cumhuriyeti Devleti madem FETÖ ile mücadele başlattı ve madem FETÖ’nün ya da Gülen Cemaatinin hainlerden oluşan mafyatik bir örgüt olduğuna kesin karar verildi; niçin bu grubun en önemli projesi olan Dinler Arası Diyalog durdurulmadı? Diyanet İşleri Başkanlığı Dinler Arası Diyalog Masasını niçin halen kapatmıyor? Diyanetteki fetullahçı yapılanmanın üzerine hiç gidilmiyor farkında mısınız? Ayrıca Papa’nın Aksaray’ın açılışına katıldığı gerçeğini ve Erdoğan tarafından kutsiyepenahları gibi çok önemli bir övgüye layık görüldüğünü de hatırlatırım size. Gülen’i hain bir terör örgütü lideri ilan ettikte Vatikan’la aramız niye bozulmadı?
Soru2) FETÖ ile mücadele adı altında bütün Türkiye’de binlerce memurun işten çıkartılma ve FETÖ’cü ilan edilme tehditi ile karşı karşıya kalması ve mağduriyetlerin olması işin cadı avına dönüşmesi endişesine sizi niçin sürüklemiyor?
Soru 3) Türkiye madem Rusya ile yakınlaşıp Suriye ile ilişkilerini düzeltmek istiyor, AKP Hükümeti niçin gerekli adımları bir an önce atarak, turizm başta olmak üzere Rusya ile ticari ilişkilerimizi niçin eski düzeye getirip milleti rahatlatma yolunu seçmiyor?
Soru4) İstanbul’da yeni açılan köprüye Suriye ile yeniden ilişkileri düzeltmek isteyen bir iktidar niçin ısrarla Yavuz Sultan Selim köprüsü adını veriyor? Mesela niçin Kılıçdaroğlu’nun Atatürk köprüsü önerisini değerlendirmediler ve reddettiler. Sizce bu hem ülkemizdeki mezhepçiliği körüklemek hemde çoğunluğu şia halkından oluşan ve Yavuz Sultan Selim’den haklı olarak nefret eden Suriye halkını gücendirmez mi?
Soru 5) Türkiye’nin Suriye’de ne işi var? Kendi iç güvenliğimizi bile sağlayamayıp her gün onlarca şehit verirken, Suriye’de kendine bir koridor oluşturmak isteyen Barzani’nin işine yarayacak bir hamleyi niçin yapıyoruz sizce? Ya da bu sınır ötesi operasyonun Barzani ziyareti ile bir ilgisi var mı sizce? Zira Barzani’nin Suriye’de ÖSO ve IŞİD gibi unsurlar tarafından engellendiğini hatta Barzani’nin benimsediği bazı mülkleri Barzani kuvvetlerinin elinden ya da tasarufundan çıktığı yönünde haberler aldığımız bir aşamada sizce bu operasyon Barzani güçlerinin bölgedeki elini güçlendirmek için yapılıyor olabilir mi? HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıkları boşuna mı kaldırıldı? Niçin onlarla ilgili hiçbir yaptırım yok?
Soru 6) Türkiye’yi yönetmek için ille de bir cemaate sırtımızı yaslamaya ille de bir cemaate devlet kadrolarımızı teslim etmeye mecbur muyuz? Erdoğan son yaptığı konuşmada Çarşamba’yı işaret ederek ne demek istedi? Bundan sonra devir Gülen’in ya da Menzilcilerin değil, Mahmutçuların devri mi demek istedi?
Soru 7) Türkiye hem ABD ile hem İsrail ile ilişkilerini askıya almadan PKK, IŞİD ya da Fetullah Gülen gibi örgütlerle nasıl mücadele edebiliyor? Bu mücadelenin sonuna dek gideceğini ve FETÖ’nün tamamen yok edileceğini bilse sizce Ermenistan, İsrail ve ABD bu kadar rahat olabilir miydi? Bildiğiniz gibi İsrail ile yapılan son anlaşmalarda yine pek çok tavizi veren taraf aslında Türkiye olmuştu.
Soru8) FETÖ ile aramız iyiyken madenlerimiz başta olmak üzere pek çok kar getiren devasa kuruluşumuz ya da değerimiz yabancılara adeta peşkeş çekilmişti malumunuz. Niçin bunları devletleştirme yönünde adımlar atılacağına ilişkin bir çalışma yürütülmüyor? Yabancılara peşkeş çekilen madenlerimiz ve Kamu İktisadi Kuruluşlarımız yeniden devletleştirilip milletin hizmetine sunulacak mı sizce?
Yakından ilgili olduğunu tekrar müşahade ettiğim takipçime yazdığım cevap da şu şekilde:
Öncelikle fikirlerimize değer verip öğrenmek istediğiniz için çok teşekkür ederim. En yakın zamanda Ankara’da aynı adreste yemek yiyip gece boyu sohbet edebilmek temennimi yineliyorum ve sorularınıza kısa kısa cevap vermeye geçiyorum. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; bu sorularınızın tamamında aslında ortak endişelerimizi dile getirmişsiniz, hatta ben bu sorulara 7 tane daha ilave edebilirim. Şimdi gelelim paylaştığınız endişelerinizle ilgili düşünce ve fikirlerime.
1. Sorunuzda bahsettiğiniz sıkıntının bende farkındayım. Ancak bu konudaki kazanımlarımızı görmezden gelemezsiniz. Ne kazandık derseniz örneğin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi müfredatına paralelcilerin eklettiği İslam’ı ya da Peygamber Efendimizi küçük düşürücü rencide edici pek çok kepazelik son bir yılda kaldırıldı. Ayrıca her ne kadar Diyanet İşleri Dinler Arası Diyalog masasını lağv etmemiş olsa da, eski işlevselliğinin olmadığı ve bu masalın artık milletce sonlandırıldığı da aşikar. Önemli olan Dinler Arası Diyalog projesinin bir ihanet projesi olduğunu Türk Milletinin görmesiydi, ki millet artık bu gerçeği gördü. Şimdiden sonra kim Dinler Arası Diyalog dese millet tarafından kepaze edilir ve kimse ilgi göstermez. Bu yüzden bu hususta endişe etmenize lüzum yok. Zamanla bahsettiğiniz endişeleriniz de pekala giderilebilir.
2. Sorunuzun yanıtına gelince; Uşak’ta şu ana dek Yargı eliyle mağdur edilmiş hiç kimse ile karşılaşmadım. Yani zaten yargının suçlama getirdiği kişi ya cezaevine gönderildi ya da adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Yani Savcıların paralelcilikle suçladığı hiç kimseye Hakim paralelci değil demedi. Hatta falanca iftirayla cezevine atıldı denilen hiç kimseyle karşılaşmadım diyebilirim. Savcıların suçladığı hiç kimseye onun paralelle ne ilgisi var denilmedi. Ancak politikacıların böyle bir niyet ve gayretinin olduğu, paralel soruşturmayı politik ranta çevirme iştahlarının olduğu bir hakikat. Ben bu tür olası mağduriyetlerin yani politikacılar eliyle oluşabilecek mağduriyetlerin ileride zaman içerisinde yargı yoluyla halledilebileceğine inanıyorum. Bu yüzden yargı mensuplarımıza ve kolluk kuvvetlerimize güvenmeliyiz diyerek bu sorunuzu yanıtlamak istiyorum.
3. Sorunuza gelince daha düne kadar Rusya’nın uçağını düşürmekle hava atan kendine kahramanlık aparmaya çalışan bir Başbakan’ı olan Türkiye’nin bugün Rusya’dan özür dileme noktasına gelmiş olması ve Putin’in ayağına giderek bu özrünü yinelemesi sizce de önemli bir gelişme değil mi? 12 yıl boyunca politikasını komple ABD-İsrail eksenli belirlemiş BOP Projesinde Amerika’nın verdiği eşbaşkanlık görevini üstlendiğini en yetkili ağızların söylediği Diyarbakır’ı BOP’un yıldızı yapma hayalleri kuran bir iktidarın birdenbire ne kadar manevra yapmasını bekleyebiliriz ki? Zaten Rusya ile ya da ABD ile ya da tam bağımsız şekilde her ne şekilde hareket edeceksek millete sorulmadan yola devam edilmesi bu saatten sonra hiç uygun değildir. Bu yüzden en yakın zamanda milletin önüne gerçek seçeneklerin konuştuğu bir seçim olmasını beklemekteyim. Bu yüzden AKP’den daha fazlasını en azından şimdilik beklemek doğru değil. Bu yüzden yetinmeyi de bilmeliyiz. Ancak yine de Erdoğan’ın samimiyetine inanabiliyor musunuz, diye sorarsanız maalesef ki hayır diyebilirim. Ama açıkçası inanmak istiyorum ve inşallah samimidir diyorum ülkem adına.
4. Sorunuza cevabım samimi değil politik olacağı için yanıt vermeyeceğim. Ama o köprüye Yavuz Sultan Selim adı verilmesi bırakınız Suriye’yi kendi ülkende yaşayan milyonlarca Ehi Beyt taraftarı Alevi vatandaşı üzmüştür ve bu hareket aslında Türk Milletine karşı işlenmiş bir ayıptır kanaatimce.Bu hususta bir yazı da kaleme alacağımın da bilinmesini isterim.
5. Sorunuzda dikkat çektiğiniz ayrıntıların elbette bende farkındayım. Barzani’nin Türkiye’ye gelmesi açık söylüyorum benim de midemi bulandırdı. Ama Türk Ordusuna olan güvenim tam olduğu için Ordumuza muzafferiyet diliyorum. Dilerim zaferle dönerler. Ama ya Barzani’ye açılması planlanan koridor meselesi ne olacak, derseniz o şimdilik bizi ilgilendirmiyor. Zaten ne Barzani’nin ne de PKK’nın artık arkasında eskisi kadar bir Kürt desteği yok. Özellikle Anadolu’da yaşayan Kürtler bu hayallerden çoktan uyandı ve PKK’nın nasıl vahşi bir örgüt olduğu gerçeği ile yüzleşti. Şimdilerde hepsi de askere duacı Türk Devletine bağlılıklarını ilan edip durmakla meşguller. Demem o ki ne HDP’nin karizması kaldı Anadolu’da yaşayan Kürt kökenli vatandaşlar arasında ne AKP’nin ne de Yahudi bozması Barzani’nin. Yani Barzani aslında artık bir tehdit olmaktan çoktan çıktı. Arzı Mevud üzerine kurulacak bir Yahudi Devleti hayali için artık İsrail bile kılını kıpırdatmaz. Şimdi bizim Türk Ordusu kiminle savaşıyor orada İŞİD’le; Peki İŞİD kim? Bizim ülkemizde sivil asker demeden pek çok masum vatandaşımızı öldüren eli kanlı bir terör örgütü. O halde bırakalım Türk Ordusunu, gitsinler Suriye’ye ezsinler yok etsinler, bataklığı kurutup güvenli bölge haline getirerek dönsünler. Barzani’nin icabına da gerekirse sonra Esad ile birlikte bakılır.
6. Sorunuzun yanıtına gelince Türkiye’yi yönetmek için elbette bir cemaate ihtiyaç yok. Zaten Türkiye’de cemaatlerin eski gücünden eser de yok. Yani hepsi de dağılıp bitmeye yüz tuttu. Sizlerde görüyosunuzdur muhakkak ki cemaatlere giren çıkan yok artık. O halde Cumhurbaşkanı o cemaati işaret etti mi, etmedi mi ben bakmıyorum bile. Zira hangi cemaati işaret ederse etsin halk Onun hatırına bile hiçbir cemaate gitmez akın etmez. Bu yüzden artık cemaatler bir tehdit unsuru olmaktan çıkmıştır bana göre ve yok olup gidecekler zaman içerisinde.
7.ve 8. sorularınızda dile getirdiğiniz endişelerinizde tamamen hemfikiriz diyebilirim rahatlıkla ama bunun cevabını verebilmemiz için biraz zaman geçmesi gerekiyor. Ayrıca başta da söylediğim gibi en yakın zamanda ülkede bir seçim yapılması gerekiyor, işte o seçim sattı mahallinde bu endişelerimizi gidereceğini söyleyen partiye ya da kadroya oy veririz milletçe, olur biter. Ben eminim bu milletin güvenebileceği, inanabileceği Atatürk’ün Devrimleri ile de, milletin değerleri ile de bir problemi olmayan, donanımlı, birikimli devlet adamlarından oluşan pırıl pırıl bir kadro, siyaset meydanındaki boşluğu dolduracaktır ve Türk Milleti de bu yeni kadro ile tanıştığında danışıklı dövüş içerisinde olduklarını düşündüğümüz ve asla güven(e)mediğimiz, mevcut siyasi kadrolara dönüp bakmaz bile. Demem o ki paralelcilerden ve terör belasından bir an önce arınalım. Sonra bunları başımıza bela eden, KİT’lerimizi, madenlerimizi, limanlarımızı yok pahasına satan ya da satılırken milleti uyutan, uyandırmayan siyasi kadrolardan da, demokrasi yoluyla kurtuluruz inşallah.
Kısacası ben çizdiğiniz ya da çizmeye çalıştığınız bu karamsar tabloya rağmen oldukça ümitvarım inanın bana güzel günler çok yakın. Yemin ediyorum güzel günler çok yakın.
sizin doğrumuz ne